ET YİYEN KADINLAR DİKKAT!!!!
 

KADINLAR ET YERKEN DİKKAT!!                                 <<ana sayfaya dön

Amerikalı bilim adamları, yüksek protein tüketimine dayalı diyetlerin kemik erimesine neden olabileceğini bildirdi.

İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, Purdue Üniversitesi`nde görev yapan ve iki farklı araştırmanın verilerini analiz eden bilim adamları, menopoz sonrası fazla kilolarından kurtulmak için protein zengini bir beslenme modeli izleyen kadınları kemik erimesi riskine karşı uyardı.

Menopoz dönemindeki 43-80 yaşları arasında 28 kadının katıldığı ilk araştırmada, katılımcılara, 4 ay boyunda haftada 450 ila 700 gram vermelerini sağlamalarına yönelik bir diyet uygulandı. Araştırmada, katılımcıların 15`ine günlük aldıkları kalori miktarının yüzde 18`ini oluşturacak şekilde, et içermeyen ancak yumurta ve baklagiller gibi diğer protein kaynağı gıdaları kapsayan bir diyet verildi.

Araştırmacılar, diğer gruptaki 13 kişiye ise yüzde 30`u proteinden oluşan bir diyet uyguladı. Diyet ile bu proteinin yüzde 40`ını yağsız domuz etinden, yüzde 60`ını ise baklagiller, süt ürünleri ve yumurtadan almaları sağlandı.

4 aylık sürenin sonunda katılımcıların ortalama 8 kilo zayıfladığını gözlemlenirken, et de içeren ve protein bakımından daha zengin olan bir diyet izleyen ilk gruptaki kadınların kemik erimesiyle de karşı karşıya kaldığı belirlendi.

İkinci araştırmada ise bilim adamları, bu kez 9 hafta boyunda 1250 kalorilik bir diyet uygulanan menopoz dönemindeki 43 kadını gözlemledi. Bütün katılımcıların 1000 kalorilik bir vejeteryan diyet izlemesinin sağlandığı araştırmada, geriye kalan 250 kalori içinse 15 kişiden tavuk eti, 14 kişiden dana eti ve diğer 14 kişiden tereyağlı bisküvi ya da çikolata yemeleri istendi.

Son olarak 11 kişilik bir kontrol grubu oluşturan bilim adamları, bu araştırmanın sonucunda da katılımcıların kilo verdiğini ancak et açısından daha zengin olan bir beslenme modeli izleyen kadınlarda kontrol grubundakilere göre kemik erimesi riskinin daha fazla olduğunu gözlemledi.

Menopoz sonrası bir miktar kilo vermenin sağlık ve yaşam kalitesini artırmak açısından faydalı olduğunun altını çizen bilim adamları, ancak kadınlara öncelikle bir diyetisyene danışarak, kemik ve kas yoğunluğuna zarar vermeden kilo vermelerini sağlayacak bir program hazırlamalarını önerdi.

 

Kaynak: Corriere della Sera, İnternetHaber

 

 
Su teresi kanserle savaşıyor
 

Su teresi kanserle mücadelede yardımcı olabilir                                 <<ana sayfa

Yeni yapılan bilimsel çalışmalar, günlük az bir miktarda su teresi tüketiminin, kanser hücrelerinin gelişimini engelleyebileceğini ortaya koydu.

Southampton Üniversitesi bilim adamları, günlük 80 gr. Su teresi tüketen gönüllüler üzerinde yaptığı çalışmada yemek saatleri içinde deneklerin kanlarında bulunan kanserle savaş moleküllerinde artış olduğunu tespit ettiler.

` Superfoods ` olarak da adlandırılan su teresinin sağlığa yararlı ve koruyucu etkileri son yapılan çalışmalarla ortaya çıktı.

Telegraph’da; ezilerek özü çıkarılmış olan suteresinin aynı zamanda meme kanseri hücrelerini de inhibe ettiği rapor edilmektedir.  

British Nutrinional Journal’da yer alan habere göre; yapılan bu pilot çalışma, su teresi yemenin daha önce meme kanserine yakalanmış kişilerde kanserin tekrar nüksetme ihtimaline karşı koruma sağladığı ve meme kanseri hücrelerinin gelişimini önlediğini göstermektedir.

Araştırmaya Southampton Üniversitesi UK Kanser Araştırma Merkezi’nden Profesör Graham Packham başkanlık etti.

Çalışmayı yürüten akademisyenler, kanser hücrelerinin büyümesini su teresindeki kimyasal madde isothiocyanate’in engellediğini ortaya çıkardı.

 

Big News Network.com (IANS), Ceviri: Ebru ARIMAN (Vejetaryen Kulubu Turkiye)

 

 
Brigitte BARDOT`dan José Manuel Barroso’ya Açık Mektup...
 

Brigitte BARDOT
Brigitte Bardot Vakfı Başkanı
28 rue Vineuse
75116 Paris

 

Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso’ya Açık Mektup

 

`Avrupa Vejetaryen Günü` güçlü bir destek olacaktır…



Kasım 2009


Sayın Başkan,


Birkaç hafta içinde gerçekleşecek Kopenhag iklim zirvesi için çevresel etkileri çok yüksek düzeyde olan çiftlik hayvancılığı tarımının soruşturulması konusunda dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) raporunda çiftlik hayvancılığı sektörünün taşıma sektörünün ürettiği sera gazından daha fazla sera gazı yayıyor olması gerçeğiyle "Çiftlik hayvancılığı çevre için büyük bir tehdit" ibaresini kullanmaktadır. (tüm kombinasyonlarda)

 

Ayrıca Dünya Bankası, 1970’den beri Amazon ormanlarının % 90’ının et endüstrisinin ihtiyacına cevap verebilmek amacıyla yok edildiğini tebliğ etmektedir. Böylece küresel ısınma konusundaki ağırlaştırıcı etkiler, bizi bugün endişeye sürüklemektedir.

 

Ayrıca et sektörü, insan aktivitelerinin neden olduğu tüm metan gazı üretiminin % 37’sinden (bunlar küresel ısınma konusunda karbondioksitten 23 kat daha etkilidir.), çiftlik hayvanlarının sindirim sistemlerinde üretilen başlıca gazdan ve asit yağmurlarına katkıda bulunan amonyağın % 64’ünden sorumludur.

 

Çiftlik hayvancılığı doğal su rezervlerinin ve toprağın tehlike altında kalmasına da neden olmaktadır. Çünkü 1 kilo et üretmek için ortalama 320 m2 mera arazisine, 7 ila 16 kilo arasında tahıl ya da soyaya ve 15.500 litreden fazla suya gereksinim duyulmaktadır!

 

Dünya hububat üretiminin üçte bire yakın bir bölümünün et üretimi için kullanılarak korkunç bir israfa sebep olunması, çiftlik hayvancılığı sektörünün küresel ısınma üzerinde doğrudan etkisi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

 

Her yıl yaklaşık altı milyon çocuğun açlık sebebiyle öldüğü düşünülürse, “gelişmiş” ülkelerin et tüketimini azaltması, önemli ölçüde küresel açlığı azaltmaya da yardımcı olacaktır.

 

Sayın Başkan, tüm bunlar ve endişe yaratan diğer durumlarla karşı karşıya olduğumuz inkar edilemez bir gerçektir. Ortak görevimiz ise, vejetaryen yaşam biçimin teşvik edilmesi de dahil olmak üzere her seviyede bu konuyla ilgili harekete geçmektir.

 

1 Ekim “Avrupa Vejetaryen Günü”nü başlatmanız bu nedenle güçlü bir destek olacaktır. Bugüne kadar zaten mevcut olan 1 Ekim “Dünya Vejetaryen Günü” maalesef ki Avrupa’da henüz resmi olarak kabul edilmiş değildir. Bu nedenle Avrupa Birliği üye ülkelerinin bu özel etkinliği güç birliği yaparak tanıtması, çiftlik hayvanlarının çevreye olan etkisi konusundaki bilinçlendirme çalışmalarına son derece olumlu bir etki sağlayacaktır.

 

Bu konuyla ilgili olarak sorumlu birer vatandaş olmanın ilk adımı vejetaryenliktir. Et tüketimini reddetmek, her yıl yenmek üzere beslenen milyarlarca çiftlik hayvanın, nakliyesi ve kesimi süresince bu hayvanlara uygulanan eziyeti ve acımasız davranışları protesto etmenin en iyi yolunu temsil eder.

 

Sayın Başkan, önümüzdeki iklim zirvesi süresince bu konudaki endişelerimizi dikkate alarak konuyu gündeme getirmeniz ve tartışmaya açmanız konusunda şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.



Saygılarımla,

Brigitte Bardot
Brigitte Bardot Vakfı Başkanı

28 rue Vineuse
75116 Paris

 

Kaynak: EVU, Ceviri: Ebru ARIMAN (Vejetaryen Kulübü)

 

 
NATUREL 2009 - Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali 19-20-21-22 Kasım 2009
 

NATUREL 2009- Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali

YER : Askeri Müze Harbiye Kültür Sitesi - İstanbul

Natural  Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali, 19-22 Kasım 2009, Perşembe-Pazar günleri arasında Harbiye Askeri Müze Kültür Sitesi’nde onuncu yılını gerçekleştiriliyor. Doğal yaşamla ilgili hizmet ve ürünlerin sergileneceği, konferanslar, dans gösterleri, sürdürülebilir yaşam filmleri, müzikle terapi, armonik ses çalışması ve imza günleri gibi etkinliklerin yer alacağı Festivalin açılışını Dr Ender Saraç “Beden-Zihin-Ruh Sağlığının Son 10 Yılı” nı değerlendiren konuşmasıyla yapacak.

NATUREL Festivali’nin ana ekseni insandır. İnsanı yaşadığı ortamdan, beslenme tarzı, düşünce biçimi, duyguları ve ilişkilerinden soyutlamak mümkün olmadığına göre, daha büyük resmi görmeye yarayacak bütünsel bir anlayış gerekmektedir. NATUREL Festivali’nin amacı da, insan sağlığını beden-zihin-ruh bütünlüğü ile ele alan çağdaş yaklaşımı, uzmanlar kanalıyla akılcı ve bilimsel bir şekilde işlemek ve insanları daha sağlıklı ve bilinçli yaşama yöntemleri hakkında bilgilendirmek olmuştur.

NATUREL Festivali, bu yıl da yetmiş yerli ve yabancı uzmanı bir araya getirerek “beden, zihin ve ruh dengesine dayalı doğal ve sağlıklı yaşam” konusunda bir kez daha yoğun bir bilgi paylaşımı zemini oluşturuyor.

Festivalde uluslararası alanda tanınmış Avusturyalı terapist ve yazar Stefan Rippel ‘Omurga Sağlığı’nı anlatıyor, ünlü TV sunucusu ve program yapımcısı Hülya Aydın ‘Hayatın Merkezine Kendini Koy’ başlıklı söyleşi ile katılıyor. Ayrıca, Kanserde Holistik Tıp, Rolfing, 2012 Yılı Fenomeni, Niyetin Gücü, Cinsel Mutluluğun Yolları, Mevsimlere göre Detoks, Radyestezi, Türkiye’de ve Dünyada Ekolojik Hareket, Aromaterapi, Hipnoz, Yoga Terapi, Astroloji, Psişik Sanat, EMF, Anti-Aging, NLP gibi çeşitli konular işleniyor.

Seminerler ve workshopların yanısıra Tümata’dan Müzikle Terapi ve Baksı Dansı gösterisi, Ankara’dan Gülüm Pekcan’ın sunacağı Zeybek Dansı, Overtone Singing ustası Paul Terrell ile Armonik Ses Çalışması, Gül Kaynak ve SAF Restaurant Şefi Nihat Usta’dan Raw Food (canlı gıdalar) ile beslenme, tarifler ve tadımlar, Sürdürülebilir Yaşam Filmleri gibi aktiviteler ve imza günleri ile dört gün boyunca 90’ı aşkın farklı etkinliğin yer aldığı zengin bir program sunuluyor.

NATUREL 2009 Festivali, hergün 11.00-20.00 arası ziyarete açıktır. Biletler girişte alınabilir. Giriş ücretine gün içerisindeki tüm seminerler ve etkinlikler ile fiyat belirtilmeyen tüm atölye çalışmaları dahildir.

10. yılımızda, yararlı ve keyifli bir festivali daha sizlerle paylaşmayı diliyoruz.

http://www.festivaistanbul.com/index.asp?catid=75&altid=1&urunid=27&xid=2

 

 
Vejetaryenler için yeni tat: Soyadan `tavuk` eti üretildi !
 

 <<  Ana Sayfa

Vejetaryenler için yeni tat: Soyadan `tavuk` eti üretildi !

Bilim adamları, sadece vejetaryenlerin değil, sağlıklı beslenmeyi tercih eden herkesin mutfağında yerini almaya başlayan soyadan şimdi de "tavuk eti" ürettiler.

ABD’deki Missouri Üniversitesinde görev yapan bir grup bilim adamı, soya unundan elde ettikleri proteinleri su, ısı ve basınç kullanarak pişirip bir silindirden geçirerek, tat ve görünüş açısından tavuk etine çok benzer bir ürün elde ettiler.

Food and Agricultural Chemistry, Food Science ve American Oil Chemists’ Society gazetelerinde yayımlanan projenin başındaki Fu-Hung Hsieh, ilk testlerde daha çok hindi etine benzer bir tat elde ettiklerini, bu nedenle süreçte birtakım değişiklikler yapmak ve ürüne daha fazla lif eklemek durumunda kaldıklarını anlattı.

Yüzde 75 oranında nem bazlı olan bu ürünün bu özelliğiyle diğer soya mamullerinden farklı olduğunu belirten Hsieh, ürüne tavuk etine benzer bir yapı veren özelliğinin bu yüksek nem miktarı olduğunu söyledi.

Uzmanlar, son aşamasında olan proje sayesinde, daha çok insanın, kemiklere iyi geldiği ve birçok kanser türüne karşı koruyucu olduğu bilinen soyayı tüketmeyi tercih etmesini bekliyorlar.

Kaynak: Vejetaryen Kulubu Tr, ScienceDaily, Milliyet

 
Sony 2010 Dünya Fotoğrafçılık Ödülü - Kazanan: Tommaso Ausili / İtalya – “Gizli Ölüm”
 

Tommaso Ausili’nin kaleminden…

"Besin zinciri, ilk halkası bir hayvanın hayatının son bulmasıyla başlayan uzun bir süreçtir. Canlı bir hayvan ile bir parça et arasındaki fark mezbahadır.

Yoketme sahası, şehir merkezinden uzak ve sessiz bölgelerde ismi bilinmeyen binalar ve yüksek çitlerle gizlenmiştir.  Becerikli işçiler gözlerden uzakta, hayatının son dakikalarında bu hayvanlara refakat ederler. Ölüm koridorunda son adımlarını atan hayvanlar yaklaşan kaderin farkında gibidirler. Ölüm kokusu vadır havada; önlerindeki demir kapının ardında kaybolanları izlerken ve sıranın kendilerine gelmesini beklerken bir korku yayılır aralarında. Terör sonrası bu demir kapının ardında, acı çığlıklar ve umutsuzca çınlayan toynaklar, akıldan yoksun hayvanlar için bile yatıştırılamaz bir işarettir…”  Tommaso Ausili

Ceviri: Ebru ARIMAN,Vejetaryen Kulubu Turkiye  www.vejetaryenkulubu.com

<< Ana Sayfaya Dön

 

 
Vejetaryenler Daha Mutlu!
 

YENİ AKADEMİK ÇALIŞMA:  (Haziran 2010)                                           << ana sayfaya dön <<

VEJETARYENLER ET YİYENLERDEN DAHA MUTLU!

Amerikalıların dörtte birinden daha fazlası Ruh sağlığı sorunlarına sahip. Birçok Amerikalının reçeteli antidepresanlarla tedavisinin senelik faturası  12 milyon dolar civarında.  

Ancak yeni bir çalışma gösterdi ki antidepresanlara harcanan bu para, vejetaryen beslenmeye harcansa insanlar daha az depresif bir hayat sürebilir.

Vejetaryenlerle ilgili bu yeni çalışma, Nutrition Journal Haziran 2010 sayısında yayınlandı.

Araştırma Southwest’de yaşayan ve dindar bir yaşam tarzı benimseyen 60’ı vejetaryen, 78’i et yiyen olmak üzere toplamda 138 kişi üzerinde yapıldı. Bu dini grubun incelenme sebebi, yaşantılarının çok düzenli ve tutarlı oluşu sebebiyle dış etkilerin kolaylıkla tespit edilebilir olmasıydı.  Gönüllüler kendilerinden istenen, beslenme şekilleriyle bağlantılı depresyon seviyeleri, anksiyete düzeyleri, stres ve genel ruh hallerinin ölçmeye yönelik anketin tamamını eksiksiz doldurdu.

Araştırmacılara göre vejetaryen içerikli beslenenlerde, balık tüketilmemesi sebebiyle görülen önemli derecede EPA, DHA ve Omega 3 yağ asidi eksikliği, birçok çalışmaya göre hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını geliştirmede önemli bir faktördür. Bu yüzden vejetaryen beslenenlerde depresyon, anksiyete gibi ruhsal sorunların daha yüksek miktarda çıkması bekleniyordu.

Ancak beklenenin tam tersi oldu.

Vejetaryenlerin et ve balık yiyenlere göre daha düşük depresyon durumu profilleri vardı, ruhsal durumları çok daha sağlıklıydı.  

Araştırmacılar raporda şöyle diyor: "EPA ve DHA beyin fonksiyonlarında önemli bir role sahiptir. Biz vejetaryenlerin bu yağ asitlerini doğrudan alamamaları sebebiyle, ruh durumlarının olumsuz etkilendiğine dair herhangi bir kanıt bulamadık. "

Bu çalışmanın sonuçları daha önce bildiklerimize – beslenme kaynaklı yağlar ve beyin sağlığı- üzerindeki ilişkiye meydan okuyor.

Bunun anlamı nedir?

Daha önce; fındık, keten tohumu gibi bitkisel Omega 3 kaynaklarındaki kullanılabilir aminoasitlerin, bu bitkisel kaynaklardan vücudumuza dönüşümünün daha zor olması itibariyle EPA ve DHA merkezli beyin sağlığı üzerine olumlu etkisinin daha düşük olduğuna inanılıyordu. Ancak bu yeni çalışma bu düşünceye farklı bir kapı araladı.

Kaynak:http://www.rodale.com/vegetarian-diets, Çeviri: Ebru ARIMAN

 
VEJETARYEN BİTKİSEL AYAKKABILAR
 

BİTKİSEL AYAKKABILAR                                                                <<ana sayfaya dön

Et yememek, kürk giymemek, hayvanlar üzerinde teste karşı olmak… Bu düşünceler etik tüketimin çekirdeğine yerleşti artık. Etik tüketimin geleceğini ise çok daha radikal bir yaklaşım örüyor: Tamamen bitkilerden elde edilen ürünleri kullanmak. Ayakkabı üreticisi Olsenhaus bu düşüncenin ilk tohumlarını atıyor. ‘Tüm canlılara saygı`, Olsenhaus için hoş bir iletişim sloganı değil, tüm üretim sürecini şekillendiren katı bir prensip.

 Gerçek farklılaşma

Olsenhaus ayakkabıları hayvanlardan elde edilen hiçbir malzeme içermiyor. Deri, kürk, yün... Bir ayakkabının doğal parçaları olarak algıladığımız hiçbir malzeme şirketin üretim hattına girmiyor. Sebepleri ise çarpıcı (hatta dayanılmaz) bir şekilde şirketin internet sitesinde anlatılıyor. Özetle, kumaş dokumak için kullanılan yünün koyundan elde edilmesi gibi basit görünen bir işlem dahi hayvana acı veriyor. Bu basit sebepten hareketle Olsenhaus, ayakkabılarını sadece bitkisel malzemelerle üretiyor. Birçok moda markasının yaptığı gibi mevcut ürün gamını genişletmek için yeni bir ekolojik koleksiyon lanse etmiyor. Tüm ürünlerini, hatta şirketin varoluş sebebini doğa ile yeni bir ilişki üzerine kuruyor. Radikal olmasının arkasındaki en önemli sebep de bu.

Dikkate değer bir diğer konu ise ayakkabıların müthiş tasarımları. Vogue başta olmak üzere moda dünyasının önde gelen yayınları her sezon yenilenen tasarımlara yer veriyor. Birleşik Devletler`den Tayvan`a kadar Olsenhaus ayakkabılarını tüm dünyada ama her bölgede sadece birkaç avangard butikte bulmak mümkün.

 Etik tüketimin geleceği

Olsenhaus 15 yaşından bu yana vejetaryen olan Elizabeth Olsen tarafından kuruldu. Böylesine iddialı bir yaklaşımın arkasında basit ve keskin birkaç düşünce yer alıyor ve bu düşünceler etik tüketimin ilerlediği yönü gösteriyor: "Hayvanlar dünya üzerinde kendi hayatlarını yaşamak için vardır. Siyahlar beyazlar için ya da kadınlar erkekler için yaratılmadı. Aynı şekilde, hayvanlar da insanlar için yaratılmadı. Hayvanlara nasıl davranıldığı insanın evrimde ne noktaya geldiğinin önemli bir göstergesidir."

 

Referans, 25.08.2010, Zeynep ARHON

 

 
Almanya`da Vejetaryenizm Tartışması
 

 

27.08.2010                                                                          <<ana sayfaya dön

Vejetaryen beslenmenin anlam ve gerekliliği son haftalarda Almanya`da yoğun tartışmalara konu oluyor. Hayvancılığın yer yer dehşet verici karanlık yanlarını konu alan bir kitap, tartışmayı daha da kızıştırdı.

“Hayvanları yemek”. Bugüne kadar romanları ile büyük başarı kazanan ABD’li yazar Jonathan Safran Foer`in son kitabının ismi bu. Kitapta endüstrileşmiş hayvancılığın ve kesimin dehşeti gözler önüne seriliyor. Safran Foer, yediğimiz etin yüzde 99`luk bölümünün büyük çapta hayvancılıktan geldiğini ve bunun sadece ahlaka aykırı olmakla kalmayıp, aynı zamanda da küresel iklim değişikliklerinin de en önemli nedeni olduğunu iddia ediyor.

Yapılan araştırmalara göre, insanların neden olduğu ve sera etkisi yapan gazların emisyonunun yüzde 18 ila 51`i, büyük çapta hayvancılıktan kaynaklanıyor. Bu daha önce de dile getirilmiş bir gerçekti, ancak günümüzde mesaj daha geniş kitlelere daha kolay ulaşıyor ve günümüzdeki et tüketiminin, çevreye aşırı zarar verdiği giderek daha geniş bir kesim tarafından kabul görüyor. Haftalık “Die Zeit” gazetesinden Iris Radisch, yazdığı makalesinde “Et yemek, araba kullanmaktan da kötü” ifadesine yer veriyor ve okurlarına “Acaba binyıllardır normal kabul edilen bir şey, aslında inanılmaz bir haksızlık mı?” sorusunu yöneltiyor.

Vejetaryenlik artık marjinal bir seçim değil

Günümüzde vejetaryenlik, eskiden olduğu gibi aykırı bir seçim değil. Alman Vejetaryenler Birliği Başkanı Sebastian Zösch, toplumda bir değişimin söz konusu olduğunu, eskiden vejetaryenler, sırf tahılla beslenen, marjinal bir grup olarak bilinirken, şimdi vejetaryenliğin gayet modern ve gözde olduğunu söylüyor. Birçok Hollywood yıldızı da vejetaryen, hatta vegan beslenmeyi tercih ediyor. Zösch, "Bilinçlerde bir dönüşüm yaşanıyor. Artık insanlar vejetaryen beslenerek, modern olduklarını ve sürdürülebilirlik ilkesine uymak istediklerini gösteriyor.” şeklinde konuşuyor.

Hem vejetaryen, hem damak zevkine meraklı

Sağlıklı beslenme bilinci, sorumluluk duygusu ve ahlaki bir yaklaşımın yanı sıra, bazıları için vejetaryenlik şık bir seçim niteliği taşıyor. Kalıplaşmış bir vejetaryen tipi yok, ancak yine de belli bazı özellikler ağır basıyor, örneğin vejetaryenlerin üçte ikisi kadın, çoğunun eğitim düzeyi yüksek ve büyük şehirlerde yaşıyorlar. Ayrıca hem vejetaryen olup, hem de damak zevkine önem verenlerin sayısı artıyor. Zösch, insanların birçok alanda “az ama öz” demesinin, önemli bir rol oynadığını, ancak lezzetin de vejetaryenler için giderek ağır basan bir etken haline geldiğini belirtiyor ve o yüzden de vejetaryen bir fuar düzenlemeye başladıklarını anlatıyor. Almanya Vejetaryenler Birliği Başkanı, fuarın adının Veggie World, yani bir anlamda vejetaryen dünyası, alt başlığın ise “Sürdürülebilir Lezzet Fuarı” olduğunu belirtiyor ve burada, hem doğal kaynakları itinalı bir şekilde kullanma felsefesini, hem de damak zevkini aynı çatı altında bir araya getirmeye çalıştıklarını ifade ediyor.

Az ve öz

ABD’li yazar Safran Foer, “en iyisi et yememektir, en iyi ikinci seçim ise daha az et yemektir” diyor. Bu görüşü paylaşanların sayısı artarken, Almanya’da da birçok kişinin tercihi “az ve öz”den yana kaymaya başlıyor.

 

 

© Deutsche Welle Türkçe

Günther Birkenstock / Aydın Üstünel

Editör: Nihat Halıcı

 

 
Saygıyla Anıyoruz...
 

Atatürk özlem ve saygıyla anıldı

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 71’inci yılında düzenlenen törenlerle anıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere devlet zirvesi de Anıtkabir’deydi. On binlerce kişi, Atatürk’e bağlılıklarını bildirmek için Anıtkabir’e koştu.

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 71’inci yılında tüm yurtta, dış temsilciliklerde, KKTC’de ve Anıtkabir’de düzenlenen devlet töreniyle anıldı.

10 Kasım dolayısıyla sabah saatlerinde düzenlenen devlet töreninin ardından Anıtkabir, halkın ziyaretine açıldı. Ülkenin dört bir yanından çocuğu, yaşlısı, genci, her yaştan on binlerce kişi, yakalarında ve ellerinde taşıdıkları Atatürk resimleri ve Türk bayraklarıyla Anıtkabir’e akın etti.

Anıtkabir’de gün boyu güvenlik uçuşu yapan helikopterler ise vatandaşlar tarafından sık sık alkışlandı. Mozoleye kırmızı ve beyaz karanfiller başta olmak üzere rengarenk çiçekler ve Türk bayrakları bırakan ziyaretçilerden bazıları göz yaşlarını tutamazken, bazıları da dua etti. Bazı gruplar da Atatürk’e bağlılıklarını Anıtkabir’e dev Türk bayraklarıyla gelerek gösterdiler. Bir grup öğrenci Anıtkabir’in merdivenlerinde, “Gençliğin Atatürk’e Cevabı”nı okuyarak en büyük mirası Cumhuriyet’i sonsuza dek koruyacaklarına dair ant içti. Ziyaretçiler arasında Türk bayrağının yanı sıra, KKTC bayrağı taşıyan bir kişi de dikkat çekti. Anıtkabir’deki yoğunluk nedeniyle görevliler zaman zaman zor anlar yaşarken, ziyaretçiler Atatürk’ün mozolesinin bulunduğu bölüme girmek için uzun süre bekledi.

Anıtkabir’deki törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve diğer yöneticiler katıldı.

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıldönümü için Diyarbakır’da yapılan anma etkinliğine, kentteki DTP’li Belediye başkanları tam kadro katıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Atatürk anıtına çelenk koyup başı ile selamladıktan sonra protokole dönerken, Vali Hüseyin Avni Mutlu, kendisine “Teşekkür ederim” dedi. Baydemir, bunun üzerine Kürtçe, “Çok teşekkür” anlamına gelen, “Zor sıpas” diyerek protokolü selamladı.

İSTANBUL Taksim Cumhuriyet Anıtında düzenlenen törende sanatçı İlham Gencer (85), “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırdı. Sivil polis memurları ve Vali Muammer Güler’in korumaları, Gencer’e müdahale ederken, elindeki Atatürk posteri yırtıldı. Anıtkabir’deki tören de meydanda kurulan sistemle İstanbul’dakilere izletildi.

Öldüğü odada gözyaşları

ATATÜRK’ün öldüğü İstanbul Dolmabahçe Sarayı’ndaki odasında, 09.05’te düzenlenen törende, yatağına çelenkler konuldu. Bu sırada yatağın başında nöbet tutan erlerden biri gözyaşlarını tutamadı. Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de katıldığı Mavi Salon’daki törende, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil Dolmabahçe Özel Defteri’ni imzaladı.

Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu odayı ziyaret etmek isteyen vatandaşlar da sabahın erken saatlerinden itibaren sarayın önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Dolmabahçe’deki anma törenine katılan gaziler, sarayın rıhtımından Boğaz’ı seyrettiler.

Saygısı yükünden daha ağır

MUSTAFA Kemal Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu saat 09.05’te tüm yurt saygı duruşundaydı. Samsun’da elinde yük torbası olan bir genç, siren seslerini duyunca torbasını yere bırakmayarak saygı duruşunda bulundu...

Palandöken’de 107 dağcı

ERZURUM ve Kayserili dağcılar, Atatürk’ü Palandöken Dağı’nın Ejder Tepesi Erciyes Dağı’nın zirvesinde andılar. Erzurum Atatürk Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu (BESYO) önünde saat 08.30’da toplanan 107 dağcı, Ejder Zirvesi’nde Türk bayrağı açtı. Kayseri’de de beş dağcı dün 3 bin 916 metre yükseklikteki zirvede Atatürk için 5 dakika saygı duruşunda bulunduktan sonra İstiklal Marşı’nı okudu.

 

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/

 

 
- VEJETARYEN SEMBOLU - ICIN SIRA TURKIYE`DE
 

Bu yılın Dünya Tüketici Hakları Günü teması “Bizim paramız, bizim haklarımız” idi. Ancak ne var ki, tüketiciler için önemli olan haklardan biri de ürünün içeriğinin açık ve kolay anlaşılabilir olması, yani içeriğinin bilinmesi hakkıdır.

Üzülerek belirtmek isteriz ki vejetaryen gıdaların sistemleştirilmesi ile ilgili henüz birçok şey çözülebilmiş değil, bu konuda atılacak daha çok adım var.  Vejetaryenler, beslenme tercihlerine uygun ürünleri bulmak amacıyla sürekli, tüketeceği ürünle ilgili detaylı ve sıkıcı çalışmalar yapmak zorunda kalıyorlar. Ve tabi ayrıca kısaltmaların ve birtakım teknik ifadelerin de anlamını çözmeye çalışmak, ayrı bir uzmanlık gerektiriyor.  Acaba bu ürünün kaynağı nedir, içeriğindeki ifadeler ne anlama geliyor, ürün kendisi için uygun mu?

İşte, Avrupa V-Sembolü bu amaçla geliştirilmiştir. Bu program, tüm vejetaryenlere tüketmek istediği ürünün güvenilirliğinin saptanabilmesi için kolay ve rahat bir yol sunuyor. Üzerinde “sarı zemin üzerine yeşil V amblemi” olan her ürün, vejetaryenler için “daha fazla endişeye gerek duymadan kolaylıkla alışveriş sepetinize atabilirsiniz” anlamı taşıyor.

Biz bu projenin kurucusu ve koordinatörü Renato PICHLER’a, bu dahice sistem konusunda daha ayrıntılı bilgi almak amacıyla bir takım sorular sorduk:

 

Soru:

Birçok insan elma suyu ve dondurma gibi besinlerin vejetaryenler için uygun ürünler olduğunu düşünüyor. Ancak durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığını belirtiyorsunuz. Bize bu konuyu biraz açar mısınız?

 

Cevap:

Gıda endüstrisi meyve sularının içindeki bulanık tortu görünümünü yok etmek ve saydam bir görüntü vermek için genellikle sığır jelatini kullanır.  Bu vejetaryenlik açısından uygun olmayan madde, ürün üzerinde –içindekiler- açıklamasında da görünmez. Çünkü bu, ürünün muhteviyatına değil üretimine ait bir maddedir.  Ve ayrıca bazı dondurma markaları da benzer şekilde capric asit içerirler. Capric asit ise hayvansal yağlardan üretilir.

 

Soru:

V –Sembolünün bu konuyla ilgisi nedir? Avantajları nelerdir, açıklar mısınız?

 

Cevap:

V-Sembolü, her türlü içerik denetiminden geçmiş ve bir vejetaryenin beslenme tarzına uygun olduğu çeşitli testler sonucu belgelenmiş gıdalarda kullanılan bir etiketleme sistemidir.  Örneğin bir gıdanın (veya gittiğiniz restaurantın menüsünün) üzerinde bu V sembolünü görüyorsanız, bu ürünü içerik sorgulamasına gerek duymadan bir vejetaryen olarak içiniz rahat tüketebilirsiniz demektir. Bu sembolün diğer vejetaryen ibarelerinden en önemli farkı, bağımsız denetim uzmanları tarafından kontrol edilmesi ve denetlenmesidir.

 

Soru:

Bu sembol tüm vejetaryenler için genel bir ifade midir, veganlar için bir farklılık var mıdır örneğin?

 

Cevap:

Çok güzel bir soru. Bu sembolde ayrıca ürünün hangi vejetaryen sınıfına ait olduğu da belirtiliyor. Örneğin veganlar için uygun bir ürünse etikette vegan ibaresi de yer alıyor.

 

Soru:

Bu sistem farklı dinlere ait beslenme kurallarını da yakından ilgilendiriyor mu?

 

Cevap:

Tüm ürün içerikleri bu etiketleme işlemi için titizlikle kontrol edildiğinden bazı genellemelere yardımcı oluyorlar. Mesela bildiğiniz gibi Müslümanlar domuz eti yemezler, dolayısıyla V Sembolü müslümanlar için de bu ürünün içinde risk olmaması anlamına geliyor, yani ürünün içeriğinde domuz eti olmadığının da garantisini sunmuş oluyor. Ayrıca helal et kriterleri olanlar, V sembolünü gördükleri anda, bu tedirginlikten de kurtuluyorlar. Çünkü bu etiket, ürünün et ve et ürünlerini içermediğini gösterdiği için haram ya da helal konusunu ayrıca düşünmenize gerek kalmıyor.

 

Soru:

Bu projeyi ne zaman uygulamaya başladınız ve şu anda hangi ülkelerde bu sembol kullanılıyor?

 

 

Cevap:

İlk olarak 1995 yılında İsviçre’de kullanılmaya başlandı bu sistem.  Bugün bu sistemi Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Hollanda ve Belçika gibi birçok Avrupa ülkesi kullanmaya başlamıştır.

 

Soru:

Şu anda Avrupa’da bu sistemi kullanan markaların elinizde bir listesi var mı?

 

Cevap:

Elbette. Bu link üstünden ilgili firma bilgilerine ulaşılabilir.

http://www.v-label.info/en/consumers/plist.html

 

Soru:

Peki restaurant listesi?

 

Cevap:

Elbette, restaurantlara da bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

http://v-label.info/en/restaurants/rlist.html

 

 

Soru:

Peki bu etiketi Avrupa dışında da yaygınlaştırma planınız var mı?

 

Cevap:

Şu anda Avrupa Birliğine üye olmayan bir takım ülkelerle bu konudaki müzakerelerimiz devam ediyor. Bazı ülkelerin de bu konuda kendi girişimleri olduğunu biliyoruz, takip ediyoruz.

 

Soru:

Bir şirketin uluslararası V-sembolünü kullanabilmesi için yerine getirmesi gereken şartlar var mıdır? Ya da ne yapmalılar?

 

Cevap:

En önemli şart, firmanın ürün üretiminde kullandığı tüm içeriği ve üretime yardımcı malzemeleri tüm detayıyla(biraz önce elma suyu örneğinde belirttiğim gibi) belirtiyor olmasıdır. Üretim esnasında kullanılan her maddeyi bilmemiz şart. Şayet kullanılan maddenin bitkisel ya da hayvansal orijini bilinmiyorsa, mutlaka temin edildiği kaynağı bilmek durumundayız. Tabi bu arada ürünün üretiminde yapılan/yapılacak her türlü değişiklik de mutlaka bildirilmelidir. Ayrıca V-Sembolü kullanan firmanın ürünün içeriğiyle ilgili doğru beyanda bulunulup bulunulmadığı konusunda denetim mutlaka titizlikle yapılmaktadır.

 

Soru:

Nasıl yani, şirketlerin tüm üretimleri takip mi ediliyor?

 

Cevap:

Her V Belgesi her 1 yıl içindir, elbette ki bu sürede tarifede hiçbir değişiklik yapılmaması şartıyla. Bunun anlamı ise V sertifikası alan ürünlerin senede en az 1 kere kontrolden geçirildiğidir.

 

Soru:

Restaurantlar ve firmalar için bu simgeyi kullanmayı teşvik edecek etkenler nelerdir? Neden kullanmalılar?

 

Cevap:

Bu etiket Avrupa’daki tüm vejetaryen kuruluşlar tarafından tanınan güvenilir bir etikettir. Avrupa’daki vejetaryen organizasyonları tek bir şemsiye altında toplayan Avrupa Vejetaryen Birliği (EVU) bu sembolün kullanımını desteklemekte ve teşvik etmektedir. Şirketlerin şahsi olarak kullandıkları etiketlerin aksine V –Sembolü, tüketiciler açısından tam bir güvene sahiptir. Ayrıca V Sembolü kullanan firmalar, ürünleriyle ilgili olarak bu listeler vasıtasıyla hedef tüketiciye duyurulur, bu da onların tercih edilebilirliğini artırır.

Yani her iki taraf için de kazan-kazan anlayışı vardır:

Firmalar kendi ürün tanıtımları için vejetaryen gruplara kolayca ulaşabiliyorlar,

Vejetaryenler, güvenebilecekleri ürünleri kolaylıkla bu sistem sayesinde öğrenip, tercihlerini bu yönde yapabiliyorlar,

Vejetaryen organizasyonları bu firmalarla daha hızlı bilgi akışı sağlayabiliyorlar.

 

Soru:

Son soru, genel bir soru:  Son günlerde et üretim ve tüketiminin korkunç sonuçlarını daha net görmeye başladık. Vejetaryen organizasyonları olarak sizlerin kısa ve uzun vadede beklentileriniz ve bu yöndeki çabalarınız nelerdir?

 

Cevap:

Vejetaryenliğin olumlu etkileri günden güne tüm dünyada daha açık görülmeye başlıyor. Bu sıcak tartışmalar çiftlik hayvancılığının iklim değişikliğine etkisi üzerinde yoğunlaşıyor, çünkü  FAO’ya göre et ürünleri, tüm trafiğin oluşturduğu sera gazından bile daha fazla sera gazı salınımı yapıyor.

Diğer bir yönü ise gıda güvenliği: Besin zincirimizi kısaltmanın ve bu zincirden daha fazla kaynak elde etmenin zorunluluğu bulunmaktadır. Bugün dünyada her birkaç saniyede 1 çocuk açlıktan ölürken, dünya üzerindeki aç insanların besin ihtiyacının karşılaması için gerekliliği en büyük ve aciliyeti olan konulardan biridir.

Ayrıca çok fazla hayvansal yağ tüketimi, halk sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır.

Tüm bunlar ve sayamadığımız diğer birçok sebepten dolayı vejetaryenlik için sağlam bir zemin inşa edildiğine ve bu merhametli ve yararlı yaşam tarzının bundan sonrasında daha da hızlı ivme kazanacağına eminiz.

V-sembolik etiketi de bu gelişmeyle birlikte, vejetaryen ürünlerinde garantiyi arayan, bu işbirliğine açık tüm perakendeciler, restoran sahipleri, gıda sanayicileri, vejetaryen örgütleri ve tabii ki tüketiciler için önemli bir rol oynayacak.

 

Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ediyor ve size bu gayretli çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 << Ana sayfaya dön

Röportaj: EVANA , Çeviri: Ebru ARIMAN,

Vejetaryen Kulubu Turkiye (www.vejetaryenkulubu.com )

Bu sembolün TÜRKİYE`de de uygulanması yönünde girişimler başlatılmaktadır. Vereceğiniz destek çok önemlidir.

VK Turkiye

 

 

 
FAO Süt Raporunu açıkladı
 

                                                                                                                                       << ana sayfaya dön

21.04.2010

 

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nün açıkladığı rapora göre, dünya süt endüstrisinin insan kaynaklı sera gazı yayılımına etkisinin %4 olduğu belirlendi.

FAO raporunda, süt endüstrisinin, 1.328 milyon ton süt üretimi ve süt hayvanlarının itlafı kaynaklı 151 milyon ton et üretimi karşılığında karbondioksit yayılımının 2007 yılına eşdeğer oranda 1.969 milyon ton olarak gerçekleştiği kaydedildi.

FAO’ya göre dünya süt endüstrisi, işleme ve nakliye esnasında insan kaynaklı sera gazının %2,7’sinden sorumlu.

Aynı rapora göre, süt endüstrisi içindeki seragazından %52 sorumlu olan metan gazının yayılımını kesmek için, biogaz üretimi artırılabilir ve arazi verimliliği yönetimiyle karbon salınımı daha iyi hale getirilebilir.

Roma merkezli ajans, süt sektörüne ait sera gazı yayılımını azaltma konusundaki seçeneklerin biyofiziksel ve ekonomik analizinin tamamlanmasının ardından, bu konuyla ilgili tavsiyelerde bulunulacağını belirtti.

Rapor, FAO’ya ait www.fao.org web sitesinde yayınlandı.

2006’da oluşturulan hayvancılık sektörüne ait sera gazi yayılımı raporuna göre hayvancılık sektörü, dünya üzerindeki tüm sera gazı yayılımının %18’inden sorumludur.  

© Thomson Reuters 2010 All rights reserved

planetark.org, Ceviri: Ebru ARIMAN, www.vejetaryenkulubu.com

 

 
» Hayvanseverle hayvan hakları savunucusu arasında nasıl bir fark var?
 

Yalçın Ergündoğan (Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu) 
Bu sayımızda şimdiye kadar hiç yer vermediğimiz bir konuya değinmek istedik:Hayvan Hakları. Tarihte ilk "Hayvanları Koruma Derneği"ni 1825`de İngilizler kuruyor. Daha sonra birçok ülkede kurulan dernek 1931 yılında bir araya gelerek 4 Ekim gününü "Hayvanları Koruma Günü" olarak kabul ediyor. Türkiye`de ise ilk dernek, 1955 tarihinde Ankara`da kuruluyor. 15 Ekim 1978`de ise Paris UNESCO evinde Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ilan ediliyor. On yıldır yapılan uluslararası hayvan hakları toplantısı ise bu yıl 21-24 Ağustos arasında Viyana`da gerçekleşecek.

Image

 Hayvanların insancıl muamele görmelerini sağlayan hayvan hakları tanımlamasına göre, hayvanların tıbbi ve kozmetik deneylerde kullanılması, derisi için öldürülmesi, eğlence için avlanması hak ihlali olarak tanımlanıyor. Eti için hayvan üretmek de kimi hayvan hakları savunucuları tarafından bir hayvan hakkı ihlali olarak nitelendiriliyor. Ergündoğan`ın başka bir söyleşisinde belirttiğine göre, o hayvanları beslemek için, o kadar çok tahıl tüketiliyor ki. Eğer hepimiz vejetaryen olsaydık dünyada açlık diye bir sorun olmayacağını söylüyorlar. Çünkü, eti için yetiştirilen hayvanlar, verilere göre üretilen mısır ve tahılların yüzde 70`ini tüketiyor. Dünyadaki hayvan sürüleri 8,7 milyar insanın kalori ihtiyacına denk miktarda tahıl tüketiyor. Tahmin edemeyeceğiniz kadar da su. Yani hayvanların özgürleşmesinin insanların özgürleşmesiyle diyalektik bir bütünlük taşıdığını hatırlatıyorlar.

Bu sayımızda söyleştiğimiz, yaşamının önemli bir bölümünü sol, sosyalist hareketler içinde geçiren Yalçın Ergündoğan aslında bir gazeteci. 2004 yılından bu yana Birgün Gazetesi`nde hazırladığı Dünya Yalnız Bizim Değil sayfasında hayvan hakları temelli haber ve yazılara yer veriyor. İstanbul Çevre Konseyi, "Türkiye medyasının en özgün tematik sayfası" olarak kabul edilen bu sayfanın kurucusu ve editörü Ergündoğan`a, ilişkin "en özgün, nitelikli yayın" ve "en iyi köşe yazısı" ödülü verdi. Ergündoğan aynı zamanda, www.sesonline.net adresli haber sitesinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. "Yaşam Savunusu" adını verdiği yeni kitabı Eylül ayında çıkacak.

 Image


YALÇIN ERGÜNDOĞAN: -`Hayvan sever` ile `hayvan hakları savunucularını` kalın çizgilerle ayırt eden en önemli nokta, hayvan hakları savunucularının tüm hayvan türlerinin ayrımsız hakları ve özgürlüklerini savunması. Bir hayvanın güzel olması, cana yakın olması, sevimliliği gibi ölçütler hayvan hakları savunucularının mücadelesinde belirleyici bir özellik değil. Hayvan hakları savunucuları, hayvanları yiyecek ya da giyim malzemesi, eğlence ya da deney aracı olarak kullanmanın yanlış olduğunu yüksek sesle savunur. "Sanayi tipi üretim" olarak adlandırılan ve en ağır işkence altında bulunan hayvan üreticiliğine karşı çıkar. Sevmek zorunda değilsinizdir. Ama haklarına saygı göstermek zorundasınızdır.