Bu Pazar Buluşuyoruz!
 

 

Zaman
Pazar · 15:00 - 18:30

Yer Bahçeşehir Üniversitesi - Beşiktaş Yerleşkesi / Bosphorus Teras / Beşiktaş- Istanbul

Oluşturan:

Daha Fazla Bilgi Gruptaki diğer vejetaryenlerle tanışmak ve Dünya Vejetaryenler Günü Organizasyonuna destek vermek için toplanıyoruz.

Bahçeşehir Üniversitesi: Beşiktaş İskelesi`nin hemen yanında, Çırağan Caddesi`ndedir.

Değerli arkadaşlar,
8 Ağustos Pazar günü yapacağımız Vejetaryen buluşmamızın daha önce Parsifal olarak belirlenen mekanı, katılımcı sayısının artması nedeniyle değiştirilmiştir. Yer sponsorumuz Bahçeşehir Üniversitesi`dir. Buluşma yerimiz, ulaşımın da kolay olması düşünülerek Bahçeşehir Üniversitesi "Beşiktaş Ana Kampüsü", Bosphorus Teras olarak belirlenmiştir. Değerli Bahçeşehir Üniversitesi yönetimine bu güzel jestlerinden dolayı bir kez daha teşekkür ediyoruz.
Birşeyler yemek / içmek isteyen arkadaşlarımız için de vejetaryen yemek servisi (öğrencilere sunulan fiyatlarla) açık olacaktır.
Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş iskelesinin hemen yanındadır. Pazar günü saat 15:00`de görüşmek dileğiyle,
 

 
ET YİYEN KADINLAR DİKKAT!!!!
 

KADINLAR ET YERKEN DİKKAT!!                                 <<ana sayfaya dön

Amerikalı bilim adamları, yüksek protein tüketimine dayalı diyetlerin kemik erimesine neden olabileceğini bildirdi.

İtalyan Corriere della Sera gazetesinde çıkan habere göre, Purdue Üniversitesi`nde görev yapan ve iki farklı araştırmanın verilerini analiz eden bilim adamları, menopoz sonrası fazla kilolarından kurtulmak için protein zengini bir beslenme modeli izleyen kadınları kemik erimesi riskine karşı uyardı.

Menopoz dönemindeki 43-80 yaşları arasında 28 kadının katıldığı ilk araştırmada, katılımcılara, 4 ay boyunda haftada 450 ila 700 gram vermelerini sağlamalarına yönelik bir diyet uygulandı. Araştırmada, katılımcıların 15`ine günlük aldıkları kalori miktarının yüzde 18`ini oluşturacak şekilde, et içermeyen ancak yumurta ve baklagiller gibi diğer protein kaynağı gıdaları kapsayan bir diyet verildi.

Araştırmacılar, diğer gruptaki 13 kişiye ise yüzde 30`u proteinden oluşan bir diyet uyguladı. Diyet ile bu proteinin yüzde 40`ını yağsız domuz etinden, yüzde 60`ını ise baklagiller, süt ürünleri ve yumurtadan almaları sağlandı.

4 aylık sürenin sonunda katılımcıların ortalama 8 kilo zayıfladığını gözlemlenirken, et de içeren ve protein bakımından daha zengin olan bir diyet izleyen ilk gruptaki kadınların kemik erimesiyle de karşı karşıya kaldığı belirlendi.

İkinci araştırmada ise bilim adamları, bu kez 9 hafta boyunda 1250 kalorilik bir diyet uygulanan menopoz dönemindeki 43 kadını gözlemledi. Bütün katılımcıların 1000 kalorilik bir vejeteryan diyet izlemesinin sağlandığı araştırmada, geriye kalan 250 kalori içinse 15 kişiden tavuk eti, 14 kişiden dana eti ve diğer 14 kişiden tereyağlı bisküvi ya da çikolata yemeleri istendi.

Son olarak 11 kişilik bir kontrol grubu oluşturan bilim adamları, bu araştırmanın sonucunda da katılımcıların kilo verdiğini ancak et açısından daha zengin olan bir beslenme modeli izleyen kadınlarda kontrol grubundakilere göre kemik erimesi riskinin daha fazla olduğunu gözlemledi.

Menopoz sonrası bir miktar kilo vermenin sağlık ve yaşam kalitesini artırmak açısından faydalı olduğunun altını çizen bilim adamları, ancak kadınlara öncelikle bir diyetisyene danışarak, kemik ve kas yoğunluğuna zarar vermeden kilo vermelerini sağlayacak bir program hazırlamalarını önerdi.

 

Kaynak: Corriere della Sera, İnternetHaber

 

 
Su teresi kanserle savaşıyor
 

Su teresi kanserle mücadelede yardımcı olabilir                                 <<ana sayfa

Yeni yapılan bilimsel çalışmalar, günlük az bir miktarda su teresi tüketiminin, kanser hücrelerinin gelişimini engelleyebileceğini ortaya koydu.

Southampton Üniversitesi bilim adamları, günlük 80 gr. Su teresi tüketen gönüllüler üzerinde yaptığı çalışmada yemek saatleri içinde deneklerin kanlarında bulunan kanserle savaş moleküllerinde artış olduğunu tespit ettiler.

` Superfoods ` olarak da adlandırılan su teresinin sağlığa yararlı ve koruyucu etkileri son yapılan çalışmalarla ortaya çıktı.

Telegraph’da; ezilerek özü çıkarılmış olan suteresinin aynı zamanda meme kanseri hücrelerini de inhibe ettiği rapor edilmektedir.  

British Nutrinional Journal’da yer alan habere göre; yapılan bu pilot çalışma, su teresi yemenin daha önce meme kanserine yakalanmış kişilerde kanserin tekrar nüksetme ihtimaline karşı koruma sağladığı ve meme kanseri hücrelerinin gelişimini önlediğini göstermektedir.

Araştırmaya Southampton Üniversitesi UK Kanser Araştırma Merkezi’nden Profesör Graham Packham başkanlık etti.

Çalışmayı yürüten akademisyenler, kanser hücrelerinin büyümesini su teresindeki kimyasal madde isothiocyanate’in engellediğini ortaya çıkardı.

 

Big News Network.com (IANS), Ceviri: Ebru ARIMAN (Vejetaryen Kulubu Turkiye)

 

 
Dünya Vejetaryen Haftanız Kutlu Olsun !
 
 
1 Kasım Dünya Vegan Gününüz Kutlu Olsun !
 
 
Brigitte BARDOT`dan José Manuel Barroso’ya Açık Mektup...
 

Brigitte BARDOT
Brigitte Bardot Vakfı Başkanı
28 rue Vineuse
75116 Paris

 

Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso’ya Açık Mektup

 

`Avrupa Vejetaryen Günü` güçlü bir destek olacaktır…



Kasım 2009


Sayın Başkan,


Birkaç hafta içinde gerçekleşecek Kopenhag iklim zirvesi için çevresel etkileri çok yüksek düzeyde olan çiftlik hayvancılığı tarımının soruşturulması konusunda dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Bildiğiniz gibi, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) raporunda çiftlik hayvancılığı sektörünün taşıma sektörünün ürettiği sera gazından daha fazla sera gazı yayıyor olması gerçeğiyle "Çiftlik hayvancılığı çevre için büyük bir tehdit" ibaresini kullanmaktadır. (tüm kombinasyonlarda)

 

Ayrıca Dünya Bankası, 1970’den beri Amazon ormanlarının % 90’ının et endüstrisinin ihtiyacına cevap verebilmek amacıyla yok edildiğini tebliğ etmektedir. Böylece küresel ısınma konusundaki ağırlaştırıcı etkiler, bizi bugün endişeye sürüklemektedir.

 

Ayrıca et sektörü, insan aktivitelerinin neden olduğu tüm metan gazı üretiminin % 37’sinden (bunlar küresel ısınma konusunda karbondioksitten 23 kat daha etkilidir.), çiftlik hayvanlarının sindirim sistemlerinde üretilen başlıca gazdan ve asit yağmurlarına katkıda bulunan amonyağın % 64’ünden sorumludur.

 

Çiftlik hayvancılığı doğal su rezervlerinin ve toprağın tehlike altında kalmasına da neden olmaktadır. Çünkü 1 kilo et üretmek için ortalama 320 m2 mera arazisine, 7 ila 16 kilo arasında tahıl ya da soyaya ve 15.500 litreden fazla suya gereksinim duyulmaktadır!

 

Dünya hububat üretiminin üçte bire yakın bir bölümünün et üretimi için kullanılarak korkunç bir israfa sebep olunması, çiftlik hayvancılığı sektörünün küresel ısınma üzerinde doğrudan etkisi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

 

Her yıl yaklaşık altı milyon çocuğun açlık sebebiyle öldüğü düşünülürse, “gelişmiş” ülkelerin et tüketimini azaltması, önemli ölçüde küresel açlığı azaltmaya da yardımcı olacaktır.

 

Sayın Başkan, tüm bunlar ve endişe yaratan diğer durumlarla karşı karşıya olduğumuz inkar edilemez bir gerçektir. Ortak görevimiz ise, vejetaryen yaşam biçimin teşvik edilmesi de dahil olmak üzere her seviyede bu konuyla ilgili harekete geçmektir.

 

1 Ekim “Avrupa Vejetaryen Günü”nü başlatmanız bu nedenle güçlü bir destek olacaktır. Bugüne kadar zaten mevcut olan 1 Ekim “Dünya Vejetaryen Günü” maalesef ki Avrupa’da henüz resmi olarak kabul edilmiş değildir. Bu nedenle Avrupa Birliği üye ülkelerinin bu özel etkinliği güç birliği yaparak tanıtması, çiftlik hayvanlarının çevreye olan etkisi konusundaki bilinçlendirme çalışmalarına son derece olumlu bir etki sağlayacaktır.

 

Bu konuyla ilgili olarak sorumlu birer vatandaş olmanın ilk adımı vejetaryenliktir. Et tüketimini reddetmek, her yıl yenmek üzere beslenen milyarlarca çiftlik hayvanın, nakliyesi ve kesimi süresince bu hayvanlara uygulanan eziyeti ve acımasız davranışları protesto etmenin en iyi yolunu temsil eder.

 

Sayın Başkan, önümüzdeki iklim zirvesi süresince bu konudaki endişelerimizi dikkate alarak konuyu gündeme getirmeniz ve tartışmaya açmanız konusunda şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.



Saygılarımla,

Brigitte Bardot
Brigitte Bardot Vakfı Başkanı

28 rue Vineuse
75116 Paris

 

Kaynak: EVU, Ceviri: Ebru ARIMAN (Vejetaryen Kulübü)

 

 
NATUREL 2009 - Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali 19-20-21-22 Kasım 2009
 

NATUREL 2009- Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali

YER : Askeri Müze Harbiye Kültür Sitesi - İstanbul

Natural  Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali, 19-22 Kasım 2009, Perşembe-Pazar günleri arasında Harbiye Askeri Müze Kültür Sitesi’nde onuncu yılını gerçekleştiriliyor. Doğal yaşamla ilgili hizmet ve ürünlerin sergileneceği, konferanslar, dans gösterleri, sürdürülebilir yaşam filmleri, müzikle terapi, armonik ses çalışması ve imza günleri gibi etkinliklerin yer alacağı Festivalin açılışını Dr Ender Saraç “Beden-Zihin-Ruh Sağlığının Son 10 Yılı” nı değerlendiren konuşmasıyla yapacak.

NATUREL Festivali’nin ana ekseni insandır. İnsanı yaşadığı ortamdan, beslenme tarzı, düşünce biçimi, duyguları ve ilişkilerinden soyutlamak mümkün olmadığına göre, daha büyük resmi görmeye yarayacak bütünsel bir anlayış gerekmektedir. NATUREL Festivali’nin amacı da, insan sağlığını beden-zihin-ruh bütünlüğü ile ele alan çağdaş yaklaşımı, uzmanlar kanalıyla akılcı ve bilimsel bir şekilde işlemek ve insanları daha sağlıklı ve bilinçli yaşama yöntemleri hakkında bilgilendirmek olmuştur.

NATUREL Festivali, bu yıl da yetmiş yerli ve yabancı uzmanı bir araya getirerek “beden, zihin ve ruh dengesine dayalı doğal ve sağlıklı yaşam” konusunda bir kez daha yoğun bir bilgi paylaşımı zemini oluşturuyor.

Festivalde uluslararası alanda tanınmış Avusturyalı terapist ve yazar Stefan Rippel ‘Omurga Sağlığı’nı anlatıyor, ünlü TV sunucusu ve program yapımcısı Hülya Aydın ‘Hayatın Merkezine Kendini Koy’ başlıklı söyleşi ile katılıyor. Ayrıca, Kanserde Holistik Tıp, Rolfing, 2012 Yılı Fenomeni, Niyetin Gücü, Cinsel Mutluluğun Yolları, Mevsimlere göre Detoks, Radyestezi, Türkiye’de ve Dünyada Ekolojik Hareket, Aromaterapi, Hipnoz, Yoga Terapi, Astroloji, Psişik Sanat, EMF, Anti-Aging, NLP gibi çeşitli konular işleniyor.

Seminerler ve workshopların yanısıra Tümata’dan Müzikle Terapi ve Baksı Dansı gösterisi, Ankara’dan Gülüm Pekcan’ın sunacağı Zeybek Dansı, Overtone Singing ustası Paul Terrell ile Armonik Ses Çalışması, Gül Kaynak ve SAF Restaurant Şefi Nihat Usta’dan Raw Food (canlı gıdalar) ile beslenme, tarifler ve tadımlar, Sürdürülebilir Yaşam Filmleri gibi aktiviteler ve imza günleri ile dört gün boyunca 90’ı aşkın farklı etkinliğin yer aldığı zengin bir program sunuluyor.

NATUREL 2009 Festivali, hergün 11.00-20.00 arası ziyarete açıktır. Biletler girişte alınabilir. Giriş ücretine gün içerisindeki tüm seminerler ve etkinlikler ile fiyat belirtilmeyen tüm atölye çalışmaları dahildir.

10. yılımızda, yararlı ve keyifli bir festivali daha sizlerle paylaşmayı diliyoruz.

http://www.festivaistanbul.com/index.asp?catid=75&altid=1&urunid=27&xid=2

 

 
İstila... Bekir COŞKUN
 

İSTİLA ...

YERYÜZÜNDEKİ insan sayısı, birçok hayvan türünü çoktan geçti:

Koyunlar (1.2 milyar)...

Kediler (200 milyon)...

Eşekler (70 milyon)...

Develer (20 milyon)...

Ayılar (200 bin boz, 22 bin kutup)...

Serçe (950 milyon)...

(.........)

İnsan; 6.8 milyar...

(Çekirge, sinek ve böcek sayılarını bilmiyoruz...)

*

Ve insanlar dünyaya artık sığmıyorlar.

Tüm sorunların temelinde bu var; bu yüzden 1.5 milyar insan aç... Kendi topraklarında beslenemeyen insanlar, bu yüzden tokların yanına varmak için denizlerde boğuluyorlar...

Petrol savaşları bu yüzden...

Artan insan sayısına kaynaklar yetmediği içindir bu ekonomik krizler... Ve buğday yetmediği için bilim adamlarının aklına şu korkunç GDO`lar geliveriyor.

Su savaşları başladı sayılır...

Su yetmiyor...

Sanayi atıkları ve gazlar nedeniyle, bilim adamlarının o sözünü ettikleri "büyük felaketin" nedenidir; artan insan sayısı...

*

Dünyanın başı insanla derttedir...

Yeryüzündeki tüm canlılar, yaşama alanları ve beslenme olanakları daraldığında, kendi üremelerini azaltırlar, insan hariç...

Sıradan insanlar bunun bilincinde olsalar da; bilinçsiz-muhtaç kalabalıklara ihtiyacı olan siyasetçiler bunu istemezler... Bir de; yeni gelenlere çocuk bezi, çikolata, mama, oyuncak... Daha sonra; cep telefonu, araba, prezervatif, ev... Peşinden; sigorta, takma diş, ilaç, anjiyo malzemesi satmak isteyen zenginler...

Ve insanoğlunun büyük istilası sürer...

Bir gün; çelik yığınları arasından başını çıkartan son menekşe koparılıncaya, son balık avlanıp son kuş vuruluncaya ve son damla su içilinceye kadar...

 

Bekir Coşkun

 

08.11.2009 16:28:50 

 

 

 

 
Vejetaryenler için yeni tat: Soyadan `tavuk` eti üretildi !
 

 <<  Ana Sayfa

Vejetaryenler için yeni tat: Soyadan `tavuk` eti üretildi !

Bilim adamları, sadece vejetaryenlerin değil, sağlıklı beslenmeyi tercih eden herkesin mutfağında yerini almaya başlayan soyadan şimdi de "tavuk eti" ürettiler.

ABD’deki Missouri Üniversitesinde görev yapan bir grup bilim adamı, soya unundan elde ettikleri proteinleri su, ısı ve basınç kullanarak pişirip bir silindirden geçirerek, tat ve görünüş açısından tavuk etine çok benzer bir ürün elde ettiler.

Food and Agricultural Chemistry, Food Science ve American Oil Chemists’ Society gazetelerinde yayımlanan projenin başındaki Fu-Hung Hsieh, ilk testlerde daha çok hindi etine benzer bir tat elde ettiklerini, bu nedenle süreçte birtakım değişiklikler yapmak ve ürüne daha fazla lif eklemek durumunda kaldıklarını anlattı.

Yüzde 75 oranında nem bazlı olan bu ürünün bu özelliğiyle diğer soya mamullerinden farklı olduğunu belirten Hsieh, ürüne tavuk etine benzer bir yapı veren özelliğinin bu yüksek nem miktarı olduğunu söyledi.

Uzmanlar, son aşamasında olan proje sayesinde, daha çok insanın, kemiklere iyi geldiği ve birçok kanser türüne karşı koruyucu olduğu bilinen soyayı tüketmeyi tercih etmesini bekliyorlar.

Kaynak: Vejetaryen Kulubu Tr, ScienceDaily, Milliyet

 
İşte doğaya verdiğimiz zarar...
 

<< Ana Sayfa`ya dön

West Seattle sahiline vuran ölü gri balinayı inceleyen biologlar, kötü bir süprizle karşılaştı: balinanın midesinde golf topundan, plastik kutu ve pantolana kadar çok miktarda çöp, daha net bir ifadeyle çevresel atık bulundu.

Bilim adamları, balinanın mide genelinin yosun kaplı olduğunu ancak bu balinanın midesindeki golf topu ve plastik maddelerin yoğunluğunun şaşırtıcı olduğunu belirtiyorlar. Ayrıca bununla birlikte içinden 20 den fazla plastik poşet, cerrahi eldiven, koli bandı ve küçük havlu da çıktığını listeye ekliyorlar.

Yaklaşık 11,2 metrelik gri balina geçtiğimiz Çarşamba günü West Seattle’da karaya vurmuştu. Biologlar aldıkları çok sayıda kapsamlı örnek analizlerinin haftalar sürebileceğini belirtiyorlar.

Biolog araştırmacı John Calambokidis, tüm atıkların en azından bize bir şeyleri anımsatabileceğini belirtiyor. “Tüm bunlar bize şunu anlatmaya çalışıyor; geçmişteki davranışlarımızın mirası ve devam eden davranışlarımızın sonuçlarını yaşıyoruz.”   

Haber: Associated Press & KING 5 Staff, ceviri:Ebru ARIMAN

 
Sony 2010 Dünya Fotoğrafçılık Ödülü - Kazanan: Tommaso Ausili / İtalya – “Gizli Ölüm”
 

Tommaso Ausili’nin kaleminden…

"Besin zinciri, ilk halkası bir hayvanın hayatının son bulmasıyla başlayan uzun bir süreçtir. Canlı bir hayvan ile bir parça et arasındaki fark mezbahadır.

Yoketme sahası, şehir merkezinden uzak ve sessiz bölgelerde ismi bilinmeyen binalar ve yüksek çitlerle gizlenmiştir.  Becerikli işçiler gözlerden uzakta, hayatının son dakikalarında bu hayvanlara refakat ederler. Ölüm koridorunda son adımlarını atan hayvanlar yaklaşan kaderin farkında gibidirler. Ölüm kokusu vadır havada; önlerindeki demir kapının ardında kaybolanları izlerken ve sıranın kendilerine gelmesini beklerken bir korku yayılır aralarında. Terör sonrası bu demir kapının ardında, acı çığlıklar ve umutsuzca çınlayan toynaklar, akıldan yoksun hayvanlar için bile yatıştırılamaz bir işarettir…”  Tommaso Ausili

Ceviri: Ebru ARIMAN,Vejetaryen Kulubu Turkiye  www.vejetaryenkulubu.com

<< Ana Sayfaya Dön

 

 
MeatOut / EteMola !
 

MEATOUT / ETEMOLA                             << ana sayfa

VEJETARYEN KULUBU TURKIYE organizatorlugunde,
SAGLIKLI GIDA PLATFORMU ve GASTROVİZYON MUTFAK SANATLARI AKADEMISI destegiyle;

MeatOut / EteMola Etkinligi - TURKİYE
Etkinligimiz hava sartlari dolayisiyle kapali alanda aksam yemegi seklinde organize edilmistir. Menu konusunda uzman ascilar eliyle, gunun gerektirdigi sekilde etsiz olarak hazirlanmis ve ayrica vegan katilimcilara uygun alternatifler de dusunulmustur.
Teras restaurantta (otelin altinci kati) İstanbul Bogazi, Marmara Denizi, Aya Sofya Muzesi ve Topkapi Sarayi`nin harika manzarasiyla, canli muzik ve sarap esliginde, ayni zamanda bir tanisma toplantisi havasinda gececek bu ilk organizasyonumuzda sizlerle bir arada olmaktan keyif duyacagiz.
Etkinligimiz basina aciktir. Etkinligimizden kareler MEATOUT America Organizatorlugu ile paylasilacaktir.
Tarih: 29 Mart 2010 Cumartesi Saat: 17:00 – 22:00

Adres: Padisah Restaurant (İpek Palas) Orhaniye Cad. No:9 Sirkeci / İstanbul
Web: www.hotelipekpalas.com/dinner.php?setlg=2
Telefon: +90 (212) 520 97 24 Fax: +90 (212) 526 13 02

KATİLİM:
Katilim kisi basi: 60 TL / Kontenjan sinirlidir.
Sarap disindaki alkollu icecekler ekstradir.
En gec 18 Mart 2010 Persembe aksamina kadar asagida verilen hesaba katilim ucretini yatirabilirsiniz.
Banka Hesap No:
Gastrovizyon Mutfak Sanatlari Akademisi (Baldur Egitim Ltd. Sti.) Finansbank Kiziltoprak Sb. (989) İban no: TR73 0011 1000 0000 0023 427410
(Dekontta aciklama kisminda lutfen katilimci ismini belirtiniz)

MEATOUT / ETEMOLA ETKİNLİGİ NEDİR?
Baharin ilk gunu kabul edilen 20 Mart tarihinde dunyanin dort bir tarafindan binlerce insan ABD’de MEATOUT etkinligi cercevesinde bir araya geliyor. Beraberinde farkli ulkelerde cesitli birliklerin onculugunde MEATOUT etkinlikleri duzenleniyor. Bu yil 25.si duzenlenecek olan MEATOUT’da her yil, cesitli senlikler, halk yemegi organizasyonlari, etsiz yemek pisirme yontemleri, saglikli gida numuneleri, kitapciklar ve bilgi notlarinin dagitilmasi gibi insanlarin bilinclendirilmesine yonelik cesitli aktiviteler duzenleniyor ve bu etkinlik bir bayram havasinda kutlaniyor.

Her bahar Meatout destekcileri, etraflarindaki binlerce arkadaslari, aileleri ve cevreleri icin "en azindan senenin bir gunu” meyve, sebze agirlikli, saglikli, etten uzak bir sofranin zenginligini kesfetme konusunda cevre bilinclendirme calismalarina destek veriyorlar.

MEATOUT Festivali, dunyanin en eski, en buyuk beslenme egitimi ve bilinclendirme kampanyasidir.

Bu yilin yeni MEATOUT Temasi "Yasamak icin yiyin – Tipki bir Vegan gibi!"

Vejetaryen Kulubu Turkiye onculugunde bu yil bizler de bir araya gelelim ve tum dostlarimizla bu gunu paylasalim istiyoruz.
20 Mart Cumartesi gunu ilkini duzenleyecegimiz ETEMOLA bu yil icin yalnizca İstanbul ile sinirlidir.
Vejetaryen Kulubu TR
www.vejetaryenkulubu.com

 

<< Vejetaryenlik ve Ekoloji

<< Vejetaryen Baslangic Kiti

 

 


MeatOut  bir FARM (Ciftlik Hayvan Haklari Hareketi) programdir. FARM, kar amaci gutmeden bitkisel icerikli beslenme ve cevre sagligini koruma konusunda calismalar yurutmektedir. Vejetaryen Kulubu TR, MeatOut’ Programinin uyesi ve destekcisidir.

 
Vejetaryenler Daha Mutlu!
 

YENİ AKADEMİK ÇALIŞMA:  (Haziran 2010)                                           << ana sayfaya dön <<

VEJETARYENLER ET YİYENLERDEN DAHA MUTLU!

Amerikalıların dörtte birinden daha fazlası Ruh sağlığı sorunlarına sahip. Birçok Amerikalının reçeteli antidepresanlarla tedavisinin senelik faturası  12 milyon dolar civarında.  

Ancak yeni bir çalışma gösterdi ki antidepresanlara harcanan bu para, vejetaryen beslenmeye harcansa insanlar daha az depresif bir hayat sürebilir.

Vejetaryenlerle ilgili bu yeni çalışma, Nutrition Journal Haziran 2010 sayısında yayınlandı.

Araştırma Southwest’de yaşayan ve dindar bir yaşam tarzı benimseyen 60’ı vejetaryen, 78’i et yiyen olmak üzere toplamda 138 kişi üzerinde yapıldı. Bu dini grubun incelenme sebebi, yaşantılarının çok düzenli ve tutarlı oluşu sebebiyle dış etkilerin kolaylıkla tespit edilebilir olmasıydı.  Gönüllüler kendilerinden istenen, beslenme şekilleriyle bağlantılı depresyon seviyeleri, anksiyete düzeyleri, stres ve genel ruh hallerinin ölçmeye yönelik anketin tamamını eksiksiz doldurdu.

Araştırmacılara göre vejetaryen içerikli beslenenlerde, balık tüketilmemesi sebebiyle görülen önemli derecede EPA, DHA ve Omega 3 yağ asidi eksikliği, birçok çalışmaya göre hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını geliştirmede önemli bir faktördür. Bu yüzden vejetaryen beslenenlerde depresyon, anksiyete gibi ruhsal sorunların daha yüksek miktarda çıkması bekleniyordu.

Ancak beklenenin tam tersi oldu.

Vejetaryenlerin et ve balık yiyenlere göre daha düşük depresyon durumu profilleri vardı, ruhsal durumları çok daha sağlıklıydı.  

Araştırmacılar raporda şöyle diyor: "EPA ve DHA beyin fonksiyonlarında önemli bir role sahiptir. Biz vejetaryenlerin bu yağ asitlerini doğrudan alamamaları sebebiyle, ruh durumlarının olumsuz etkilendiğine dair herhangi bir kanıt bulamadık. "

Bu çalışmanın sonuçları daha önce bildiklerimize – beslenme kaynaklı yağlar ve beyin sağlığı- üzerindeki ilişkiye meydan okuyor.

Bunun anlamı nedir?

Daha önce; fındık, keten tohumu gibi bitkisel Omega 3 kaynaklarındaki kullanılabilir aminoasitlerin, bu bitkisel kaynaklardan vücudumuza dönüşümünün daha zor olması itibariyle EPA ve DHA merkezli beyin sağlığı üzerine olumlu etkisinin daha düşük olduğuna inanılıyordu. Ancak bu yeni çalışma bu düşünceye farklı bir kapı araladı.

Kaynak:http://www.rodale.com/vegetarian-diets, Çeviri: Ebru ARIMAN

 
VEJETARYEN BİTKİSEL AYAKKABILAR
 

BİTKİSEL AYAKKABILAR                                                                <<ana sayfaya dön

Et yememek, kürk giymemek, hayvanlar üzerinde teste karşı olmak… Bu düşünceler etik tüketimin çekirdeğine yerleşti artık. Etik tüketimin geleceğini ise çok daha radikal bir yaklaşım örüyor: Tamamen bitkilerden elde edilen ürünleri kullanmak. Ayakkabı üreticisi Olsenhaus bu düşüncenin ilk tohumlarını atıyor. ‘Tüm canlılara saygı`, Olsenhaus için hoş bir iletişim sloganı değil, tüm üretim sürecini şekillendiren katı bir prensip.

 Gerçek farklılaşma

Olsenhaus ayakkabıları hayvanlardan elde edilen hiçbir malzeme içermiyor. Deri, kürk, yün... Bir ayakkabının doğal parçaları olarak algıladığımız hiçbir malzeme şirketin üretim hattına girmiyor. Sebepleri ise çarpıcı (hatta dayanılmaz) bir şekilde şirketin internet sitesinde anlatılıyor. Özetle, kumaş dokumak için kullanılan yünün koyundan elde edilmesi gibi basit görünen bir işlem dahi hayvana acı veriyor. Bu basit sebepten hareketle Olsenhaus, ayakkabılarını sadece bitkisel malzemelerle üretiyor. Birçok moda markasının yaptığı gibi mevcut ürün gamını genişletmek için yeni bir ekolojik koleksiyon lanse etmiyor. Tüm ürünlerini, hatta şirketin varoluş sebebini doğa ile yeni bir ilişki üzerine kuruyor. Radikal olmasının arkasındaki en önemli sebep de bu.

Dikkate değer bir diğer konu ise ayakkabıların müthiş tasarımları. Vogue başta olmak üzere moda dünyasının önde gelen yayınları her sezon yenilenen tasarımlara yer veriyor. Birleşik Devletler`den Tayvan`a kadar Olsenhaus ayakkabılarını tüm dünyada ama her bölgede sadece birkaç avangard butikte bulmak mümkün.

 Etik tüketimin geleceği

Olsenhaus 15 yaşından bu yana vejetaryen olan Elizabeth Olsen tarafından kuruldu. Böylesine iddialı bir yaklaşımın arkasında basit ve keskin birkaç düşünce yer alıyor ve bu düşünceler etik tüketimin ilerlediği yönü gösteriyor: "Hayvanlar dünya üzerinde kendi hayatlarını yaşamak için vardır. Siyahlar beyazlar için ya da kadınlar erkekler için yaratılmadı. Aynı şekilde, hayvanlar da insanlar için yaratılmadı. Hayvanlara nasıl davranıldığı insanın evrimde ne noktaya geldiğinin önemli bir göstergesidir."

 

Referans, 25.08.2010, Zeynep ARHON

 

 
Almanya`da Vejetaryenizm Tartışması
 

 

27.08.2010                                                                          <<ana sayfaya dön

Vejetaryen beslenmenin anlam ve gerekliliği son haftalarda Almanya`da yoğun tartışmalara konu oluyor. Hayvancılığın yer yer dehşet verici karanlık yanlarını konu alan bir kitap, tartışmayı daha da kızıştırdı.

“Hayvanları yemek”. Bugüne kadar romanları ile büyük başarı kazanan ABD’li yazar Jonathan Safran Foer`in son kitabının ismi bu. Kitapta endüstrileşmiş hayvancılığın ve kesimin dehşeti gözler önüne seriliyor. Safran Foer, yediğimiz etin yüzde 99`luk bölümünün büyük çapta hayvancılıktan geldiğini ve bunun sadece ahlaka aykırı olmakla kalmayıp, aynı zamanda da küresel iklim değişikliklerinin de en önemli nedeni olduğunu iddia ediyor.

Yapılan araştırmalara göre, insanların neden olduğu ve sera etkisi yapan gazların emisyonunun yüzde 18 ila 51`i, büyük çapta hayvancılıktan kaynaklanıyor. Bu daha önce de dile getirilmiş bir gerçekti, ancak günümüzde mesaj daha geniş kitlelere daha kolay ulaşıyor ve günümüzdeki et tüketiminin, çevreye aşırı zarar verdiği giderek daha geniş bir kesim tarafından kabul görüyor. Haftalık “Die Zeit” gazetesinden Iris Radisch, yazdığı makalesinde “Et yemek, araba kullanmaktan da kötü” ifadesine yer veriyor ve okurlarına “Acaba binyıllardır normal kabul edilen bir şey, aslında inanılmaz bir haksızlık mı?” sorusunu yöneltiyor.

Vejetaryenlik artık marjinal bir seçim değil

Günümüzde vejetaryenlik, eskiden olduğu gibi aykırı bir seçim değil. Alman Vejetaryenler Birliği Başkanı Sebastian Zösch, toplumda bir değişimin söz konusu olduğunu, eskiden vejetaryenler, sırf tahılla beslenen, marjinal bir grup olarak bilinirken, şimdi vejetaryenliğin gayet modern ve gözde olduğunu söylüyor. Birçok Hollywood yıldızı da vejetaryen, hatta vegan beslenmeyi tercih ediyor. Zösch, "Bilinçlerde bir dönüşüm yaşanıyor. Artık insanlar vejetaryen beslenerek, modern olduklarını ve sürdürülebilirlik ilkesine uymak istediklerini gösteriyor.” şeklinde konuşuyor.

Hem vejetaryen, hem damak zevkine meraklı

Sağlıklı beslenme bilinci, sorumluluk duygusu ve ahlaki bir yaklaşımın yanı sıra, bazıları için vejetaryenlik şık bir seçim niteliği taşıyor. Kalıplaşmış bir vejetaryen tipi yok, ancak yine de belli bazı özellikler ağır basıyor, örneğin vejetaryenlerin üçte ikisi kadın, çoğunun eğitim düzeyi yüksek ve büyük şehirlerde yaşıyorlar. Ayrıca hem vejetaryen olup, hem de damak zevkine önem verenlerin sayısı artıyor. Zösch, insanların birçok alanda “az ama öz” demesinin, önemli bir rol oynadığını, ancak lezzetin de vejetaryenler için giderek ağır basan bir etken haline geldiğini belirtiyor ve o yüzden de vejetaryen bir fuar düzenlemeye başladıklarını anlatıyor. Almanya Vejetaryenler Birliği Başkanı, fuarın adının Veggie World, yani bir anlamda vejetaryen dünyası, alt başlığın ise “Sürdürülebilir Lezzet Fuarı” olduğunu belirtiyor ve burada, hem doğal kaynakları itinalı bir şekilde kullanma felsefesini, hem de damak zevkini aynı çatı altında bir araya getirmeye çalıştıklarını ifade ediyor.

Az ve öz

ABD’li yazar Safran Foer, “en iyisi et yememektir, en iyi ikinci seçim ise daha az et yemektir” diyor. Bu görüşü paylaşanların sayısı artarken, Almanya’da da birçok kişinin tercihi “az ve öz”den yana kaymaya başlıyor.

 

 

© Deutsche Welle Türkçe

Günther Birkenstock / Aydın Üstünel

Editör: Nihat Halıcı

 

 
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi
 

 Giris

 

Yasamin “bir” oldugu, yasayan tum canlilarin ayni orijinden geldigi ve evrim gecirerek degisik turlere ayrildigi;

 

Yasayan tum canlilarin dogal haklari oldugu, ve merkezi sinir sistemine sahip hayvanlarin ozel bazi haklari oldugu;

 

Hayvanlarin bu dogal haklarina saygi gostermeyip ihlal etmenin dogaya ciddi boyutlarda zarar verecegi ve bu sekilde insanlarin hayvanlara karsi suc islemesine sebep olacagi;

 

Turlerin birlikte yasamalarinin, insan turunun diger hayvan turlerinin yasam haklarina izin vermesiyle saglanabilecegi;

 

Insanin hayvana olan saygisinin insanin insana olan saygisindan ayrilamayacagi

 

Hususlari gozounde bulundurulmak uzere belirtilir ki:

 

1. Kanun:

Tum hayvanlar esit dogmuslardir, ve yasamaya esit derecede haklari vardir.

 

2. Kanun:

a) Her hayvanin saygi duyulmaya hakki vardir.

b) Tipki hayvan turleri gibi insanlarin da diger hayvanlari yoketmeye veya onlari kullanmaya hakki yoktur, bu sekilde hayvanlarin temel haklarini ihlal eder. Insanoglunun vicdani ile hayvanlara yardim etmesi gerekir.

c) Her hayvanin insan tarafindan korunmaya, iyi davranilmaya ve ilgilenilmeye hakki vardir.

 

3. Kanun:

a) Hicbir hayvan kotu muameleye veya zalimce davranilmaya maruz birakilmamalidir.

 

 b) Eger hayvanin olumu gerekli veya kacinilmazsa, bunun ani, acisiz ve korkutulmadan olmasi saglanmalidir.

 

4. Kanun:

a) Vahsi hayvan turlerine mensup olan hayvanlarin kendi dogal cevrelerinde serbestce yasama ve cogalma haklari vardir.

b) Onlarin ozgurluklerini kisitlamak, egitim amacli bile olsa, haklarini ihlal etmektir.

 

5. Kanun:

a) Evcil ortamda yasayan her hayvan, kendi turunun dogasina uygun olarak buyumeli ve yasamalidir.

b) Insan tarafindan bu durumu kar amacli olarak degistirmek, bu kanunu ihlal etmektir.

 

6. Kanun:

a) Insan tarafindan, ev hayvani olarak secilen hayvanlarin dogal yasam suresine uygun olarak yasamalari saglanmalidir.

b) Evcil bir hayvani terketmek zalimce ve alcaltici bir harekettir.

 

7. Kanun:

Is hayvanlari, sadece sinirli bir sure ile calistirilmalidir, ve asla asiri yorulmalarina izin verilmemelidir. Makul derecede yemeleri ve dinlenmeleri saglanmalidir.

 

8. Kanun:

a) Tibbi, bilimsel, kar bazli veya herhangi baska hangi sebeple olursa olsun, hayvanlara fiziksel ve/veya zihinsel aci verecek deneyler hayvan haklarina aykiridir.

b) Deneylere alternatif teknikler arastirilmali, gelistirilmeli ve uygulanmalidir.

 

 9. Kanun:

Eger yemek amacli hayvan uretiliyorsa, bu hayvanlarin doyurulmasi, bakilmasi, ve hicbir sekilde aci vermeden ve korkutulmadan bir yerden bir yere ulastirilmasi ve oldurulmesi gerekmektedir.

 

10. Kanun:

a) Hicbir hayvan insanlara eglence olmasi icin kullanilamaz.

b) Hayvan gosterileri ve sovlari, hayvanin gururuna aykiridir.

 

11. Kanun:

Bir hayvanin hayatina malolacak her hareket zalimcedir, ve “yasam”a karsi islenmis bir suctur.

 

12. Kanun:

a) Cok sayida vahsi hayvanin hayatlarina malolacak her hareket soykirimdir, ve turlere karsi islenmis bir suctur.

b) Kirlilik ve yoketme, turlerin yokolmasina sebep olur.

 

13. Kanun:

a) Olu hayvanlara saygi duyulmalidir.

b) Hayvan haklarini savunan gosterimler haricinde, sinemada veya televizyonlarda hayvanlara kotu davranilan siddet dolu sahneler yasaklanmalidir.

 

14. Kanun:

a) Hayvanlari koruma dernekleri hukumet seviyesinde yer almalidir.

b) Hayvan haklari, insan haklari gibi kanun onunde savulunabilmelidir.

 

ULUSLARARASI HAYVAN HAKLARI GENELGESI, 21-23 Eylul 1977 yilinda Londra’da yer alan “Uluslararasi Hayvan Haklari Toplantisi” nda “Uluslararasi ve Ilisikli Milli Hayvan Haklari Ligleri” tarafindan uyarlanmistir.

 

 

 
Protestolar
 

 

 

 
Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü! - Yılmaz ÖZDİL
 

Domuz, kuş, kene: DKK terör örgütü!

Kuş gribi.

Kene.

Şimdi de, domuz.

*

Hayvanat kafayı bize taktı birader.

*

Ve, maalesef olacağı buydu aslında.

*

Kurban Bayramı’nda elinden kaçırdığı agresif boğaya tüfekle ateş eden kasap da var, tenhada kıstırdığı uysal eşeğe tecavüz eden mühendis de... Allah’tan Adli Tıp raporuyla o eşeğin fingirdek olduğu tespit edildi de, hafifletici sebepten 240 lira cezayla yırttı mühendis... Sonradan

“töre” cinayetine kurban gitti o eşek!

Sahibi vurdu.

*

Hiç unutmam, İzmir’de Basmane’deki havuza güzellik olsun diye ördek bırakmıştı belediye... Ertesi sabah yok. Bi daha bıraktılar. Ertesi sabah gene yok. Bi daha bırakmadılar. Çünkü anlaşıldı ki, av eti ayaklarıyla Alsancak’ta satıyorlar ördekleri.

*

Oha filan demeye kalmadı, Aliağa’da iki balıkçı, kuş cennetinden arakladıkları pelikanları mangal yaparken yakalandı jandarmaya... Enselenene kadar iki büyük rakı devirdikleri için, karakolda itiraf ettiler, flamingoların hazmı zormuş, o nedenle hafif ekşi olmasına rağmen, pelikanları tercih ediyorlarmış... Bu iki haber peş peşe patladı, İzmir’in yarısı vejetaryen oldu; ahalinin cibes, radika, istifno falan, denizbörülcesine yönelmesi ondan!

*

Vejetaryen olmayıp, et yemeyen de var. Bolu’da mesela... Yol kenarında bir ayı bulundu, ayı çıplak, postu yok! Merak edip araştırdılar, meğer, asfalta çıkan talihsiz ayıya çarpmış direksiyondaki ayılar... Bakmışlar ki, ayı ölmüş... Postunu yüzüp, oturma odasına sermişler iyi mi!

*

Hatırlayın, Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde ikamet eden, Pakize isimli piton kayboldu... “Kardeşim, 4 metrelik piton nereye gider?” diye şaşıranlara, “Kardeşim, adam 4 kilometrelik fiberoptik kabloyu çalıyor güpegündüz, 4 metrelik pitonu beline sarar gene götürür, siz dikkat edin fili götürmesinler” diye cevap yetiştirmeye gayret ediyorduk ki... Çevre Bakanımız açıkladı, “Ankaralılara bugünlerde şiş kebap yemesini tavsiye etmem!” Hayvan denince, bakanımızın aklına ilk gelen, Aliağa’daki balıkçılarla aynıydı çünkü, mangal... Melih Gökçek baktı ki, basın işin peşini bırakmıyor, taaa 73 gün sonra “Aha işte Pakize” diye bir pitonu getirdi koydu, yerine... Çakma Pakize ise, sanırsın Cem Garipoğlu’dur, “73 gün nerede saklandın?” sorularını, yanıtsız bırakıyor.

*

Bakın, Pakize dedim, aklıma geldi, Sinop’taki Balina Aydın’ı önce maymuna çevirdik, sonra Rus istihbaratında görevli denizaltı yakalama çavuşu olduğunu iddia ettik. Sivas’ta Murat 124’ün arka koltuğunda taşınan Dana Ferhat, meşhur oldu, vaktinden önce iki katı paraya sucukçuya satıldı. Yavru fok Badem’i sigara tiryakisi yaptılar Gökova’da... Rahmetli Özal’ın papağanı Cabbar aslında çoktan rahmetli oldu ama, “Cabbar işte bu” diye yakaladıkları papağanı animatör olarak kakalıyorlar Antalya’da.

*

Darıca’ya timsah getirdiler, millet görsün diye... Ööle duruyor, hareketsiz... Kafasına kaya attılar, yaşayıp yaşamadığını kontrol etmek için, hayvancağız debelendi ama, iş işten geçti, ruhunu teslim etti. Göçmen kuşların biyolojik silah taşıdığını öne sürdüler. Bodrum’da çok balık tüketiyor diye yunusları katlettik. Milas’ta, daracık yere sıkıştırıp, balık çiftliğindeki balıkları oksijensizlikten boğarak topluca öldürmeyi başardık. Uçak için deve kestiler.

Beygirler zaten nallı kuzu.

*

Denizli’de at heykelini sünnet ettiler, malum yeri fazla büyük diye... Sütaş’ın vole atan santrfor ineğini RTÜK’e şikâyet ettiler, memeleri görünüyor diye.

*

İşin hazin tarafı...

Memleketin adı, hindi.

*

İnsan olarak yaşamak zor.

Hayvan olarak yaşamak daha zor.

E bi intikamları olacak tabii.

Derenin intikamı olduğu gibi.

 

YILMAZ ÖZDİL – 16.10.2009 Hürriyet

 

 
Saygıyla Anıyoruz...
 

Atatürk özlem ve saygıyla anıldı

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 71’inci yılında düzenlenen törenlerle anıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere devlet zirvesi de Anıtkabir’deydi. On binlerce kişi, Atatürk’e bağlılıklarını bildirmek için Anıtkabir’e koştu.

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ölümünün 71’inci yılında tüm yurtta, dış temsilciliklerde, KKTC’de ve Anıtkabir’de düzenlenen devlet töreniyle anıldı.

10 Kasım dolayısıyla sabah saatlerinde düzenlenen devlet töreninin ardından Anıtkabir, halkın ziyaretine açıldı. Ülkenin dört bir yanından çocuğu, yaşlısı, genci, her yaştan on binlerce kişi, yakalarında ve ellerinde taşıdıkları Atatürk resimleri ve Türk bayraklarıyla Anıtkabir’e akın etti.

Anıtkabir’de gün boyu güvenlik uçuşu yapan helikopterler ise vatandaşlar tarafından sık sık alkışlandı. Mozoleye kırmızı ve beyaz karanfiller başta olmak üzere rengarenk çiçekler ve Türk bayrakları bırakan ziyaretçilerden bazıları göz yaşlarını tutamazken, bazıları da dua etti. Bazı gruplar da Atatürk’e bağlılıklarını Anıtkabir’e dev Türk bayraklarıyla gelerek gösterdiler. Bir grup öğrenci Anıtkabir’in merdivenlerinde, “Gençliğin Atatürk’e Cevabı”nı okuyarak en büyük mirası Cumhuriyet’i sonsuza dek koruyacaklarına dair ant içti. Ziyaretçiler arasında Türk bayrağının yanı sıra, KKTC bayrağı taşıyan bir kişi de dikkat çekti. Anıtkabir’deki yoğunluk nedeniyle görevliler zaman zaman zor anlar yaşarken, ziyaretçiler Atatürk’ün mozolesinin bulunduğu bölüme girmek için uzun süre bekledi.

Anıtkabir’deki törene, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve diğer yöneticiler katıldı.

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 71’inci yıldönümü için Diyarbakır’da yapılan anma etkinliğine, kentteki DTP’li Belediye başkanları tam kadro katıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Atatürk anıtına çelenk koyup başı ile selamladıktan sonra protokole dönerken, Vali Hüseyin Avni Mutlu, kendisine “Teşekkür ederim” dedi. Baydemir, bunun üzerine Kürtçe, “Çok teşekkür” anlamına gelen, “Zor sıpas” diyerek protokolü selamladı.

İSTANBUL Taksim Cumhuriyet Anıtında düzenlenen törende sanatçı İlham Gencer (85), “Ne mutlu Türküm diyene” diye bağırdı. Sivil polis memurları ve Vali Muammer Güler’in korumaları, Gencer’e müdahale ederken, elindeki Atatürk posteri yırtıldı. Anıtkabir’deki tören de meydanda kurulan sistemle İstanbul’dakilere izletildi.

Öldüğü odada gözyaşları

ATATÜRK’ün öldüğü İstanbul Dolmabahçe Sarayı’ndaki odasında, 09.05’te düzenlenen törende, yatağına çelenkler konuldu. Bu sırada yatağın başında nöbet tutan erlerden biri gözyaşlarını tutamadı. Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe’nin de katıldığı Mavi Salon’daki törende, TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil Dolmabahçe Özel Defteri’ni imzaladı.

Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu odayı ziyaret etmek isteyen vatandaşlar da sabahın erken saatlerinden itibaren sarayın önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Dolmabahçe’deki anma törenine katılan gaziler, sarayın rıhtımından Boğaz’ı seyrettiler.

Saygısı yükünden daha ağır

MUSTAFA Kemal Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu saat 09.05’te tüm yurt saygı duruşundaydı. Samsun’da elinde yük torbası olan bir genç, siren seslerini duyunca torbasını yere bırakmayarak saygı duruşunda bulundu...

Palandöken’de 107 dağcı

ERZURUM ve Kayserili dağcılar, Atatürk’ü Palandöken Dağı’nın Ejder Tepesi Erciyes Dağı’nın zirvesinde andılar. Erzurum Atatürk Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu (BESYO) önünde saat 08.30’da toplanan 107 dağcı, Ejder Zirvesi’nde Türk bayrağı açtı. Kayseri’de de beş dağcı dün 3 bin 916 metre yükseklikteki zirvede Atatürk için 5 dakika saygı duruşunda bulunduktan sonra İstiklal Marşı’nı okudu.

 

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/

 

 
Dost Siteler...
 

International Vegetarian Union (IVU) - www.ivu.org

 

European Vegetarian Union (EVU) - www.euroveg.eu/

 

People for the Ethical Treatment of Animals (PETA) - www.peta.org

 

The World Vegetarian Week (WVW) - www.vegetarianweek.org

 

 
Editör`den...
 

Tercih değil, bir yaşam biçimiydi. Bir sonla başlamıştı… Rutini aşmak değil, belki daha insanca yaşamaktı. Yalnızca kendi gözümle bakmamayı bilmekti. Tercih değil, reddedişti vejetaryenlik…

Yıllar önce başlayan bu reddediş, ülkemiz gibi “et-egemen” bir toplumda kolay yaşanmıyordu elbet.  Etsiz sofrada misafir ağırlamanın ayıp olduğu bir toplumdan geliyorduk biz. Bayramlarımız et kokardı, etlerimiz bayram… Göçebe bir hayatın mirasıydı bütün bunlar. Çok farklı sebeplere dayandırılarak açıklanan vejetaryenliğin, sağlık dışında kalan kısmının bir felsefe olduğunu düşünmekteydim. Çevreye, diğer canlıların yaşam hakkına duyulan saygı… Çatalının ucunda biten hayvanseverlik değil… Sağlığı ilgilendiren kısmı ise bambaşka bir boyutu idi vejetaryenliğin,  bir diyetle açıklanabilirdi ancak. Sebebi ne olursa olsun dengeli yürütüldüğü takdirde sağlıktı vejetaryenlik. Çeşitli ve zengin… Tercih değil reddedişti vejetaryenlik. Yol dardı, mesafe uzun. Bu benim hikayemdi…

Yıllardır devam eden vejetaryenlik hikayemde onlarca değil yüzlerce öykü biriktirdim, traji-komik birçoğu. Ve artık bir araya gelelim istedim, paylaşalım.

İncelemekte olduğunuz site, kökeni yıllar öncesine dayanan bir yaşam biçimini, bir felsefeyi  özüne inerek her yönüyle değerlendirmeyi, belgelere dayandırarak açıklamayı, bu konudaki yanılgıları ortadan kaldırmayı ve en önemlisi aynı yaşam biçimini benimseyen bu insanları ortak bir platformda buluşturarak paylaşmayı esas aldı. Vejetaryenlere özel Türkiye’nin en kapsamlı ve tek paylaşım platformu burası.

Vejetaryenlik, henüz ülkemizde tam yerleşmemiş bir kavram. Buna bağlı yaşanan kaynak yetersizliğiyle, sitenin içeriği yabancı kaynaklardan titizlikle derlendi. Vejetaryen kültürün ülkemizde de yerini bulması ve temel kaynakların artırılması konusunda hepimizin bireysel desteği gerekiyor.

Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var…

Aramıza hoş geldiniz.

 

Ebru ARIMAN

Editör

 
Vejetaryenlere Özel Etkinlikler
 

·         01-07 Ekim Dünya Vejetaryen Haftası

·         01 Ekim Dünya Vejetaryenler Günü

·         02 Ekim Dünya Çiftlik Hayvanları Günü

·         04 Ekim Dünya Hayvanlar Günü

 

 
Bunu Sen Yapabilirsin !
 

Her yıl bir ağaç dikerek dünyayı ormana çevirebilirsin

Sokakta gördüğün bir köpeğin bir günlük ihtiyacını karşılayarak tüm sokak köpeklerini yaşatabilirsin

Daha az klima kullanarak dünyanın iklim dengesini koruyabilirsin

Bir istakozu yemeyerek tüm istakozların acı çekerek ölmesini engelleyebilirsin

Orman arazilerinin yok edilmesine engel olarak buzulların erimesini durdurabilirsin

En kıymetlisi senin canın olsa da tüm canlıların acı çektiğini gözlemleyebilirsin

Yumurtlama mevsimindeki bir balığı avlamayarak milyarlarca balığa hayat verebildiğini görebilirsin

Hayvanlara sadece yemek gözüyle bakmadığında insan olduğunun farkına varabilirsin

Yalnızca derisi için katledilen bir fok balığının ölüme direnişine odaklanarak farklı bir gözle tekrar bakabilirsin

Doğadaki en vahşi canlının bir parça dikkat ettiğinde insan olduğunun farkına varabilirsin

Kürk giymeyi reddederek kürkü için öldürülen canlıların hayatını kurtarabilirsin

Silahlanmanın önüne geçerek buna ayrılan bütçeyle refah içinde bir dünya yaratabilirsin, milyonlarca insana yaşamını geri verebilirsin

Yanlışın bir parçası olmayarak doğrunun parçası olabilirsin

Geri dönüşümlü kağıt kullanarak milyarlarca ağacın kesilmesini engelleyebilirsin

Sadece bugün çöpe döktüğün yemek artığıyla tüm dünyadaki açları doyurabilirsin

Bugünkü sigara paranla tüm yoksul çocukların eğitim masrafını karşılayabilirsin

Sadece et tüketmeyerek milyonlarca hektar tarım arazisini kurtarabilirsin

Sadece kendi kapına bir ağaç dikerek dünyaya akciğerlerini yeniden kazandırabilirsin

Sadece bir ışığı söndürerek milyonlarca metreküp su tutumunu engelleyebilir ve bu suyla beslenen hektarlarca araziye can verebilirsin

Bütün bunları yalnızca sen yapabilirsin

Ve eğer ondan beklersen yalnızca bugünü yaşarsın

 

E.Arıman

 
Ücretsiz Üye Olun, Sesinizi Duyurun
 

 

Vejetaryen Kulübü, Türkiye’nin en kapsamlı ve en zengin içerikli vejetaryen platformudur.

Bu platform,  önceliği tüm vejetaryenler olmakla birlikte, bu yaşam tarzını merak eden, yakından tanımak isteyen, uygulama konusunda sıkıntı çeken, bilgi tecrübeleriyle bu oluşuma katkı sağlamak isteyen ve aynı zamanda doğaya saygılı tüm misafirlerimize açıktır.

Bu platformda sesinizi duyurmak, sizin gibi düşünen ve yalnız olmadığınızı hissettiren vejetaryenlerle tanışmak, yeni fikir ve önerilerinizle grubumuza renk katmak için lütfen sitemize ücretsiz üye olun !

 ÜYELİK FORMU için tıklayınız <<

Ana Sayfaya Dönüş <<

 

 
04 Ekim Dünya Hayvanlar Günü...
 

HAYVAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ

Giris

 

Yasamin “bir” oldugu, yasayan tum canlilarin ayni orijinden geldigi ve evrim gecirerek degisik turlere ayrildigi;

 

Yasayan tum canlilarin dogal haklari oldugu, ve merkezi sinir sistemine sahip hayvanlarin ozel bazi haklari oldugu;

 

Hayvanlarin bu dogal haklarina saygi gostermeyip ihlal etmenin dogaya ciddi boyutlarda zarar verecegi ve bu sekilde insanlarin hayvanlara karsi suc islemesine sebep olacagi;

 

Turlerin birlikte yasamalarinin, insan turunun diger hayvan turlerinin yasam haklarina izin vermesiyle saglanabilecegi;

 

Insanin hayvana olan saygisinin insanin insana olan saygisindan ayrilamayacagi

 

Hususlari gozounde bulundurulmak uzere belirtilir ki:

 

1. Kanun:

Tum hayvanlar esit dogmuslardir, ve yasamaya esit derecede haklari vardir.

 

2. Kanun:

a) Her hayvanin saygi duyulmaya hakki vardir.

b) Tipki hayvan turleri gibi insanlarin da diger hayvanlari yoketmeye veya onlari kullanmaya hakki yoktur, bu sekilde hayvanlarin temel haklarini ihlal eder. Insanoglunun vicdani ile hayvanlara yardim etmesi gerekir.

c) Her hayvanin insan tarafindan korunmaya, iyi davranilmaya ve ilgilenilmeye hakki vardir.

 

3. Kanun:

a) Hicbir hayvan kotu muameleye veya zalimce davranilmaya maruz birakilmamalidir.

 

 b) Eger hayvanin olumu gerekli veya kacinilmazsa, bunun ani, acisiz ve korkutulmadan olmasi saglanmalidir.

 

4. Kanun:

a) Vahsi hayvan turlerine mensup olan hayvanlarin kendi dogal cevrelerinde serbestce yasama ve cogalma haklari vardir.

b) Onlarin ozgurluklerini kisitlamak, egitim amacli bile olsa, haklarini ihlal etmektir.

 

5. Kanun:

a) Evcil ortamda yasayan her hayvan, kendi turunun dogasina uygun olarak buyumeli ve yasamalidir.

b) Insan tarafindan bu durumu kar amacli olarak degistirmek, bu kanunu ihlal etmektir.

 

6. Kanun:

a) Insan tarafindan, ev hayvani olarak secilen hayvanlarin dogal yasam suresine uygun olarak yasamalari saglanmalidir.

b) Evcil bir hayvani terketmek zalimce ve alcaltici bir harekettir.

 

7. Kanun:

Is hayvanlari, sadece sinirli bir sure ile calistirilmalidir, ve asla asiri yorulmalarina izin verilmemelidir. Makul derecede yemeleri ve dinlenmeleri saglanmalidir.

 

8. Kanun:

a) Tibbi, bilimsel, kar bazli veya herhangi baska hangi sebeple olursa olsun, hayvanlara fiziksel ve/veya zihinsel aci verecek deneyler hayvan haklarina aykiridir.

b) Deneylere alternatif teknikler arastirilmali, gelistirilmeli ve uygulanmalidir.

 

 9. Kanun:

Eger yemek amacli hayvan uretiliyorsa, bu hayvanlarin doyurulmasi, bakilmasi, ve hicbir sekilde aci vermeden ve korkutulmadan bir yerden bir yere ulastirilmasi ve oldurulmesi gerekmektedir.

 

10. Kanun:

a) Hicbir hayvan insanlara eglence olmasi icin kullanilamaz.

b) Hayvan gosterileri ve sovlari, hayvanin gururuna aykiridir.

 

11. Kanun:

Bir hayvanin hayatina malolacak her hareket zalimcedir, ve “yasam”a karsi islenmis bir suctur.

 

12. Kanun:

a) Cok sayida vahsi hayvanin hayatlarina malolacak her hareket soykirimdir, ve turlere karsi islenmis bir suctur.

b) Kirlilik ve yoketme, turlerin yokolmasina sebep olur.

 

13. Kanun:

a) Olu hayvanlara saygi duyulmalidir.

b) Hayvan haklarini savunan gosterimler haricinde, sinemada veya televizyonlarda hayvanlara kotu davranilan siddet dolu sahneler yasaklanmalidir.

 

14. Kanun:

a) Hayvanlari koruma dernekleri hukumet seviyesinde yer almalidir.

b) Hayvan haklari, insan haklari gibi kanun onunde savulunabilmelidir.

 

ULUSLARARASI HAYVAN HAKLARI GENELGESI, 21-23 Eylul 1977 yilinda Londra’da yer alan “Uluslararasi Hayvan Haklari Toplantisi” nda “Uluslararasi ve Ilisikli Milli Hayvan Haklari Ligleri” tarafindan uyarlanmistir.

 

 

 
- VEJETARYEN SEMBOLU - ICIN SIRA TURKIYE`DE
 

Bu yılın Dünya Tüketici Hakları Günü teması “Bizim paramız, bizim haklarımız” idi. Ancak ne var ki, tüketiciler için önemli olan haklardan biri de ürünün içeriğinin açık ve kolay anlaşılabilir olması, yani içeriğinin bilinmesi hakkıdır.

Üzülerek belirtmek isteriz ki vejetaryen gıdaların sistemleştirilmesi ile ilgili henüz birçok şey çözülebilmiş değil, bu konuda atılacak daha çok adım var.  Vejetaryenler, beslenme tercihlerine uygun ürünleri bulmak amacıyla sürekli, tüketeceği ürünle ilgili detaylı ve sıkıcı çalışmalar yapmak zorunda kalıyorlar. Ve tabi ayrıca kısaltmaların ve birtakım teknik ifadelerin de anlamını çözmeye çalışmak, ayrı bir uzmanlık gerektiriyor.  Acaba bu ürünün kaynağı nedir, içeriğindeki ifadeler ne anlama geliyor, ürün kendisi için uygun mu?

İşte, Avrupa V-Sembolü bu amaçla geliştirilmiştir. Bu program, tüm vejetaryenlere tüketmek istediği ürünün güvenilirliğinin saptanabilmesi için kolay ve rahat bir yol sunuyor. Üzerinde “sarı zemin üzerine yeşil V amblemi” olan her ürün, vejetaryenler için “daha fazla endişeye gerek duymadan kolaylıkla alışveriş sepetinize atabilirsiniz” anlamı taşıyor.

Biz bu projenin kurucusu ve koordinatörü Renato PICHLER’a, bu dahice sistem konusunda daha ayrıntılı bilgi almak amacıyla bir takım sorular sorduk:

 

Soru:

Birçok insan elma suyu ve dondurma gibi besinlerin vejetaryenler için uygun ürünler olduğunu düşünüyor. Ancak durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığını belirtiyorsunuz. Bize bu konuyu biraz açar mısınız?

 

Cevap:

Gıda endüstrisi meyve sularının içindeki bulanık tortu görünümünü yok etmek ve saydam bir görüntü vermek için genellikle sığır jelatini kullanır.  Bu vejetaryenlik açısından uygun olmayan madde, ürün üzerinde –içindekiler- açıklamasında da görünmez. Çünkü bu, ürünün muhteviyatına değil üretimine ait bir maddedir.  Ve ayrıca bazı dondurma markaları da benzer şekilde capric asit içerirler. Capric asit ise hayvansal yağlardan üretilir.

 

Soru:

V –Sembolünün bu konuyla ilgisi nedir? Avantajları nelerdir, açıklar mısınız?

 

Cevap:

V-Sembolü, her türlü içerik denetiminden geçmiş ve bir vejetaryenin beslenme tarzına uygun olduğu çeşitli testler sonucu belgelenmiş gıdalarda kullanılan bir etiketleme sistemidir.  Örneğin bir gıdanın (veya gittiğiniz restaurantın menüsünün) üzerinde bu V sembolünü görüyorsanız, bu ürünü içerik sorgulamasına gerek duymadan bir vejetaryen olarak içiniz rahat tüketebilirsiniz demektir. Bu sembolün diğer vejetaryen ibarelerinden en önemli farkı, bağımsız denetim uzmanları tarafından kontrol edilmesi ve denetlenmesidir.

 

Soru:

Bu sembol tüm vejetaryenler için genel bir ifade midir, veganlar için bir farklılık var mıdır örneğin?

 

Cevap:

Çok güzel bir soru. Bu sembolde ayrıca ürünün hangi vejetaryen sınıfına ait olduğu da belirtiliyor. Örneğin veganlar için uygun bir ürünse etikette vegan ibaresi de yer alıyor.

 

Soru:

Bu sistem farklı dinlere ait beslenme kurallarını da yakından ilgilendiriyor mu?

 

Cevap:

Tüm ürün içerikleri bu etiketleme işlemi için titizlikle kontrol edildiğinden bazı genellemelere yardımcı oluyorlar. Mesela bildiğiniz gibi Müslümanlar domuz eti yemezler, dolayısıyla V Sembolü müslümanlar için de bu ürünün içinde risk olmaması anlamına geliyor, yani ürünün içeriğinde domuz eti olmadığının da garantisini sunmuş oluyor. Ayrıca helal et kriterleri olanlar, V sembolünü gördükleri anda, bu tedirginlikten de kurtuluyorlar. Çünkü bu etiket, ürünün et ve et ürünlerini içermediğini gösterdiği için haram ya da helal konusunu ayrıca düşünmenize gerek kalmıyor.

 

Soru:

Bu projeyi ne zaman uygulamaya başladınız ve şu anda hangi ülkelerde bu sembol kullanılıyor?

 

 

Cevap:

İlk olarak 1995 yılında İsviçre’de kullanılmaya başlandı bu sistem.  Bugün bu sistemi Almanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Hollanda ve Belçika gibi birçok Avrupa ülkesi kullanmaya başlamıştır.

 

Soru:

Şu anda Avrupa’da bu sistemi kullanan markaların elinizde bir listesi var mı?

 

Cevap:

Elbette. Bu link üstünden ilgili firma bilgilerine ulaşılabilir.

http://www.v-label.info/en/consumers/plist.html

 

Soru:

Peki restaurant listesi?

 

Cevap:

Elbette, restaurantlara da bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.

http://v-label.info/en/restaurants/rlist.html

 

 

Soru:

Peki bu etiketi Avrupa dışında da yaygınlaştırma planınız var mı?

 

Cevap:

Şu anda Avrupa Birliğine üye olmayan bir takım ülkelerle bu konudaki müzakerelerimiz devam ediyor. Bazı ülkelerin de bu konuda kendi girişimleri olduğunu biliyoruz, takip ediyoruz.

 

Soru:

Bir şirketin uluslararası V-sembolünü kullanabilmesi için yerine getirmesi gereken şartlar var mıdır? Ya da ne yapmalılar?

 

Cevap:

En önemli şart, firmanın ürün üretiminde kullandığı tüm içeriği ve üretime yardımcı malzemeleri tüm detayıyla(biraz önce elma suyu örneğinde belirttiğim gibi) belirtiyor olmasıdır. Üretim esnasında kullanılan her maddeyi bilmemiz şart. Şayet kullanılan maddenin bitkisel ya da hayvansal orijini bilinmiyorsa, mutlaka temin edildiği kaynağı bilmek durumundayız. Tabi bu arada ürünün üretiminde yapılan/yapılacak her türlü değişiklik de mutlaka bildirilmelidir. Ayrıca V-Sembolü kullanan firmanın ürünün içeriğiyle ilgili doğru beyanda bulunulup bulunulmadığı konusunda denetim mutlaka titizlikle yapılmaktadır.

 

Soru:

Nasıl yani, şirketlerin tüm üretimleri takip mi ediliyor?

 

Cevap:

Her V Belgesi her 1 yıl içindir, elbette ki bu sürede tarifede hiçbir değişiklik yapılmaması şartıyla. Bunun anlamı ise V sertifikası alan ürünlerin senede en az 1 kere kontrolden geçirildiğidir.

 

Soru:

Restaurantlar ve firmalar için bu simgeyi kullanmayı teşvik edecek etkenler nelerdir? Neden kullanmalılar?

 

Cevap:

Bu etiket Avrupa’daki tüm vejetaryen kuruluşlar tarafından tanınan güvenilir bir etikettir. Avrupa’daki vejetaryen organizasyonları tek bir şemsiye altında toplayan Avrupa Vejetaryen Birliği (EVU) bu sembolün kullanımını desteklemekte ve teşvik etmektedir. Şirketlerin şahsi olarak kullandıkları etiketlerin aksine V –Sembolü, tüketiciler açısından tam bir güvene sahiptir. Ayrıca V Sembolü kullanan firmalar, ürünleriyle ilgili olarak bu listeler vasıtasıyla hedef tüketiciye duyurulur, bu da onların tercih edilebilirliğini artırır.

Yani her iki taraf için de kazan-kazan anlayışı vardır:

Firmalar kendi ürün tanıtımları için vejetaryen gruplara kolayca ulaşabiliyorlar,

Vejetaryenler, güvenebilecekleri ürünleri kolaylıkla bu sistem sayesinde öğrenip, tercihlerini bu yönde yapabiliyorlar,

Vejetaryen organizasyonları bu firmalarla daha hızlı bilgi akışı sağlayabiliyorlar.

 

Soru:

Son soru, genel bir soru:  Son günlerde et üretim ve tüketiminin korkunç sonuçlarını daha net görmeye başladık. Vejetaryen organizasyonları olarak sizlerin kısa ve uzun vadede beklentileriniz ve bu yöndeki çabalarınız nelerdir?

 

Cevap:

Vejetaryenliğin olumlu etkileri günden güne tüm dünyada daha açık görülmeye başlıyor. Bu sıcak tartışmalar çiftlik hayvancılığının iklim değişikliğine etkisi üzerinde yoğunlaşıyor, çünkü  FAO’ya göre et ürünleri, tüm trafiğin oluşturduğu sera gazından bile daha fazla sera gazı salınımı yapıyor.

Diğer bir yönü ise gıda güvenliği: Besin zincirimizi kısaltmanın ve bu zincirden daha fazla kaynak elde etmenin zorunluluğu bulunmaktadır. Bugün dünyada her birkaç saniyede 1 çocuk açlıktan ölürken, dünya üzerindeki aç insanların besin ihtiyacının karşılaması için gerekliliği en büyük ve aciliyeti olan konulardan biridir.

Ayrıca çok fazla hayvansal yağ tüketimi, halk sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratmaktadır.

Tüm bunlar ve sayamadığımız diğer birçok sebepten dolayı vejetaryenlik için sağlam bir zemin inşa edildiğine ve bu merhametli ve yararlı yaşam tarzının bundan sonrasında daha da hızlı ivme kazanacağına eminiz.

V-sembolik etiketi de bu gelişmeyle birlikte, vejetaryen ürünlerinde garantiyi arayan, bu işbirliğine açık tüm perakendeciler, restoran sahipleri, gıda sanayicileri, vejetaryen örgütleri ve tabii ki tüketiciler için önemli bir rol oynayacak.

 

Sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ediyor ve size bu gayretli çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 << Ana sayfaya dön

Röportaj: EVANA , Çeviri: Ebru ARIMAN,

Vejetaryen Kulubu Turkiye (www.vejetaryenkulubu.com )

Bu sembolün TÜRKİYE`de de uygulanması yönünde girişimler başlatılmaktadır. Vereceğiniz destek çok önemlidir.

VK Turkiye

 

 

 
Yaşamı paylaşabilme becerisi...
 

Yaşamı paylaşabilme becerisi ...

En ‘akıllı’ tür olduğu inancıyla, her şeyin ve bu arada da her canlının kendisinin kullanımına sunulmak üzere var olduğunu sanan kibirli, bencil ve kendinden emin ‘insan türü’ ilk kez Darwin’in “Evrim teorisi” ile sarsıldı. Ve nihayet, insanlar; “Tanrı`nın özel olarak kendi suretinde yarattığı ve diğer hayvanlardan ayrı tuttuğu canlılar olmadıklarının, tam tersine birer hayvan olduklarının farkına vardı (P. Singer).” Farkına vardılar varmasına ama, şaşkınlıkları bu gerçeğe alışmalarını, kabullenmelerini sağlayamadı. Tepkiler, direnişler, kutsal kitaplardan acil yardımlar zaman zaman bu gerçeğin üstünü bir sis perdesi gibi örtmeye yarasa da, tümüyle karartamadı. Bu gerçek olanca çıplaklığıyla, 15 Ekim 1978 tarihinde de Paris`te UNESCO Evi`nde törenle tüm dünyaya duyurulup ilan edilen “Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi”nde de yer buldu. Bildirgenin ikinci maddesinde “bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. ‘Bir hayvan türü olan insan’, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir...” diyor.

* * *

Bu köşede sık sık mensubu olduğum, “insan türü”nün eleştirisine yer veriyorum. Yazdıklarımızın ne denli haklı olduğu da en kısa zaman diliminde binlerce kez, milyonlarca kez kanıtlanıyor. Yaşadığımız küreyi ele alırsak, "insan türü"nün varlığı ve geliştirdiği etkinlikler dünyada çok iz bırakıyor. Türümüz her iz bırakışında, dünyaya daha fazla zarar verme konusunda bir adım daha atmış oluyor. Yakın tarihlerde yaşadığımız küresel felâketler (ilerde yaşayacaklarımız hariç) bunların somut örnekleri, kanıtı. Küresel felaket, küresel yıkımı getiriyor tabii. Küresel yıkımlar sonucunda da dünyada yaşam bulan canlı türlerinden önemlice bir bölümü yok oluyor. Kendisi ile birlikte tüm canlı yaşamını felakete sürüklüyor bizim tür. Oysa ki; ‘en akıllı’ olduğunu iddia eden, diğer `canlı türleriyle’ arasına kibirli bir mesafe koyan bu tür, hızla dünyadaki (doğadaki) izlerini en aza indirgeyecek şekilde davranmak zorunda. Zor tabii. İnsan türünce oluşturulmuş ekonomik, siyasal düzenler, insan türünün doğadaki “ayak izlerini” en aza indirmek şöyle dursun, daha da arttırmaya, tahrip etmeye ve üzerinde hep birlikte yaşanılan küreyi yok etmeye yönelik ‘akıllı girişimleri` sürekli üretiyor.

* * *

4 Ekim “Dünya Hayvan Hakları Günü”. Yani, tıpkı ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, savaşa, nükleere, işkencelere, baskılara, sömürüye, soykırıma karşı çıktığımız gibi, “türcülüğe” de, “bir türün başka bir tür üzerine tahakküm kurmasına” karşı çıktığımızı bir kez daha haykırma günü. Bu gün vesilesiyle yeniden hatırlatmak istiyorum. İnsan türüne mensup kadınlar zaten çekici ve güzeller. Onların daha güzel olmak için, diğer türlerin mensuplarının kürklerini, derilerini yüzmeye, yüzdürmeye ihtiyaçları yok. Ayrıca, türümüzün tüm mensuplarının da biyolojik yapısı dışımızdaki türleri bizlere sunulmuş ‘gıda’lar olarak görmemizi zorunlu kılmıyor.

Burada sık dile getirdiğim bir yaklaşımı, bir kez daha tekrarlıyorum. Doğanın ve hayvanların ne kendini savunacak ‘avukatları’, ne çıkarlarını koruyacak ‘sendikaları’, ne de ‘oy hakları’ var. ‘İnsan merkezci’ saplantılarımızı, ‘kibrimizi’ terk edebildiğimiz ölçüde diğer türlerle yaşamı daha eşit paylaşabilmeye yaklaşabileceğiz.

Unutmayalım! Hayvanların merhamete, acınmaya, korunmaya değil, haklarının tanınmasına ve saygı gösterilmesine ihtiyacı var...

Yalçın ERGÜNDOĞAN, 6 Ekim 2007 [Yaşam Savunusu `kitabından / Belge Yayınları]

http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?KartNo=49820&Yazar=Yalçın+Ergündoğan

 

< < Ana Sayfaya Dön

 
FAO Süt Raporunu açıkladı
 

                                                                                                                                       << ana sayfaya dön

21.04.2010

 

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nün açıkladığı rapora göre, dünya süt endüstrisinin insan kaynaklı sera gazı yayılımına etkisinin %4 olduğu belirlendi.

FAO raporunda, süt endüstrisinin, 1.328 milyon ton süt üretimi ve süt hayvanlarının itlafı kaynaklı 151 milyon ton et üretimi karşılığında karbondioksit yayılımının 2007 yılına eşdeğer oranda 1.969 milyon ton olarak gerçekleştiği kaydedildi.

FAO’ya göre dünya süt endüstrisi, işleme ve nakliye esnasında insan kaynaklı sera gazının %2,7’sinden sorumlu.

Aynı rapora göre, süt endüstrisi içindeki seragazından %52 sorumlu olan metan gazının yayılımını kesmek için, biogaz üretimi artırılabilir ve arazi verimliliği yönetimiyle karbon salınımı daha iyi hale getirilebilir.

Roma merkezli ajans, süt sektörüne ait sera gazı yayılımını azaltma konusundaki seçeneklerin biyofiziksel ve ekonomik analizinin tamamlanmasının ardından, bu konuyla ilgili tavsiyelerde bulunulacağını belirtti.

Rapor, FAO’ya ait www.fao.org web sitesinde yayınlandı.

2006’da oluşturulan hayvancılık sektörüne ait sera gazi yayılımı raporuna göre hayvancılık sektörü, dünya üzerindeki tüm sera gazı yayılımının %18’inden sorumludur.  

© Thomson Reuters 2010 All rights reserved

planetark.org, Ceviri: Ebru ARIMAN, www.vejetaryenkulubu.com

 

 
Bu dünya yalnızca bizim yaşam alanımız değil...
 

Bu hayvanlar , insanların yasak bölgelerde bilinçsizce avlanması  ve doğa dengesini bozmasının bir sonucu olarak nesillerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıya...

 

Afrika Fili

Kanada Kazı

Afrika Antilopu

Asya / Hint Fili

Hörgüçlü Deve

Kel Kartal

Köpek Balığı (Basking)

Bengal Kaplanı

Bizon / Amerikan Bufalo

Kara Ayaklı Gelincik

Mavi Balina

Boa Yılanı

Vaşak

Grönland Balinası

Kahverengi Pelikan

Siyah Timsah

Çita

Şempanze

Beyaz Papağan

Çöl kaplumbağası

Florida Panteri

Ceylan

Altın Aslan Maymunu

Goril

Gri Balina

Gri Kurt

Büyük Akbalıkçıl

Büyük Beyaz Köpekbalığı

Bozayı

Kartal

Kambur Balina

Penguen

Jaguar

Baykuş Papağan

Fare Kanguru

Koala

Komodo Kertenkelesi

(Dünyanın en büyük kertebkelesi)

Leopar

Deniz Ayısı

Benekli Baykuş

Orangutan

Afrika Antilopu

Su Samuru

Panda

Şahin

Dağ Tavuğu

Puma

Kraliçe Denizkabuğu

Çıngıraklı Yılan

Kızıl Panda

Kızıl Kurt

Amerikan Papağanı

Deniz Kaplumbağası

Sibirya Kaplanı

Tembel Hayvan

Kar Leoparı

Kaşalot Balığı

Benekli Yunus

Kanguru

Beyaz Gergedan

Tibet Öküzü

Zebra

 

 
TEMA Onursal Başkanı Hayrettin KARACA
 

Bu konu artık kişisel değil!

Sevin veya sevmeyin. Et yemek yeryüzündeki herkes için bir problem halini alıyor.

İnsanlara et yemenin kamuoyu tarafından dikkate alınması gereken başlıca konular arasında yer aldığını söylediğinizde, birçoğu buna şaşıracak ve et yeyip yememenin (miktarı önemli değil) kişisel bir konu olduğunu söyleyeceklerdir. Eğer kiloluysanız, etin kalp sağlığınız üzerinde etkileri vardır. Ancak bu konu,sizce başkan adayları yada senato üyeleri tarafından tartışılması beklenecek; terör, ekonomi, savaş yada çevre gibi bir konu değildir.

Et yemenin önemli çevresel etkiler olduğunu bilen birkaç kişiden olsanız bile, bu etkiler büyük ihtimalle size küçük gibi geliyordur. Evet, sığır çiftlikleri kurulması için yağmur ormanlarının kesildiğine ve doğal alanların otlatma nedeniyle tahrip edildiğine dair raporlar var. Ama bugüne kadar sadece birkaç çevreci et yemenin Amazon Watch, Conservation International veya Greenpeace gibi kuruluşların ilgilendiği konularla eş değerde öneme sahip olduğunu dile getirdi.

Çevre biliminin geliştiği günümüzde görülmüştür ki; insanoğlunun ete olan talebi bugün insanlığın geleceğini tehdit eden ormansızlaşma, erozyon, temiz su, hava ve su kirliliği, iklim değişikliği biyolojik çeşitliliğin azalması, toplumların yer değiştirmesi ve hastalıkların yayılması gibi birçok temel çevresel sorunun arkasındaki itici güçlerden biridir.

Peki, kişisel tüketimin küçük bir bölümünü oluşturan böylesi bir konu nasıl olur da büyük bir hızla sürdürülebilirliğin tartışma konusu haline gelebilir? Öncelikle belirtmek gerekir ki hem dünya nüfusu hızla artmaktadır, hem de kişi başı et tüketimi -geçtiğimiz 50 yıl içinde- iki kat artmıştır. Sonuç olarak toplam et talebi 5 kat artmıştır. Bu, sırasıyla gerekli su, toprak, yem, gübre yakıt, katı atık miktarı ve dünya üzerindeki diğer kıt kaynaklar üzerinde bir baskı oluşturmaya başlamıştır.

Bu makalede et yemenin temel çevre sorunlarıyla olan ilişkisini ortaya koymak amacıyla, insanlığın sürdürülebilirliğini tehdit eden başlıca unsurlar kapsamında konuyu ele aldık. Her kategoride konuyla ilgili gözlem, alıntı ve uzman önerileri yer almaktadır.

Ormansızlaşma, medeniyetlerin yükselmesiyle birlikte ortaya çıkan en önemli çevre tahribatlarından birisidir. Ormanlar bitki ve hayvan üretimi için kullanılan tarım alanlarına dönüştürülerek büyük şeritler halinde kesilmektedir. Aynı miktarda kalori üretmek için hayvancılığa ayrılan alan tarıma ayrılandan çok daha fazladır. Ancak bu durum 10.000 yıldır hiç sorun teşkil etmemiştir. Çünkü her seferinde kullanılacak yada üretime açılacak yeni yerler bulunmuştur. Fakat 1990`da Brown Üniversitesindeki Dünya Açlık Programı`nın tespit ettiğine göre, eşit olarak dağıtıldığı ve hayvanları beslemek için ayrılan bölümü kullanılmadığı takdirde, dünyada mevcut tarım ürünleri 6 milyar insanı vejetaryen bir diyetle besleyebilecek miktardadır. Ancak beslenme refah düzeyi yüksek ülkelerdeki gibi et ağırlıklı bir diyer olursa, mevcut tahıl ancak 2.6 milyar insanı doyurabilecektir. Diğer bir deyişle bu durum, 6 milyarın üzerine çıkan mevcut dünya nüfusu ile birlikte topraklara zarar vererek tüketmek ve balıksızlaşmaya başlayan okyanuslara aşırı avlanma sonucu zarar vermek anlamına gelmektedir. Buna paralel olarak, aynı oranda et yemeye devam edersek yada nüfus tahmin edilen hızla büyümeye devam ederse, dünyadaki insanların tamamını doyurmak için daha fazla orman tahrip etmemiz gerekecek. Bugünden sonra proteini hayvanlardan mı bitkilerden mi alacağımız sorusu, doğrudan doğruya dünya ormanlarının daha ne kadarının yerle bir edileceğini belirleyecek.

*Orta Amerika`da yağmur ormanlarının %40`ı çoğunlukla dış pazardaki sığırların (büyük kısmı Amerikan burgeri üretmek için kullanılmaktadır) yem ihtiyacını karşılamak için yakılarak yada kesilerek yok edildi... Sığır eti ihraç eden ülkelerde et fiyatları fakirler için oldukça yüksektir ve şu an birçok yerde sığır üretimi geleneksel tarımın yerini almıştır.

 Jhon Revington, Dünya Yağmur Ormanları Raporu

ŞUluslararası Ormancılık Araştırmaları Merkezi`nin (The Center for International Forestry Research) raporuna göre Brezilya menşeli sığır etlerinin satışlarındaki hızlı artış Amazon ormanlarının da hızla yok edilmesine neden olmaktadır. Merkezin genel başkanı David Kaimowitz şöyle söylüyor  `Özetle söylemek gerekirse, sığır çiftlikleri kıymayı Brezilya`nın yağmur ormanlarından yapıyor.â€

Çevre Haberleri Servisi

Yeşil Alanların Tahribi, evcil hayvan sürülerinin genişleyerek bizon, antilop gibi vahşi hayvanların otladığı alanları çiğnenmesi ve büyük ölçekli sığır yetiştirmek amacıyla bu bölgelere tek tip çimen ekilmesiyle meydana gelmektedir. Richard Manning`in 1995 yılında yayınlanan `Yeşil Alan:Amerikan Ovalarının Tarihi, Biyolojisi, Siyaseti, ve Verdiği Söz†isimli kitabında Pulitzer ödülünün sahibi yazar James Risser gözlemlerini şöyle dile getiriyor: `Birçok defa acı bir şekilde tecrübe edildiği üzere, karışık ormanlar tıraşlanmış ve ağaç tarımı yapılması amacıyla yerlerine tek tip ağaç dikilmesi sonucunda yok edilmiştir. Birçok insan dalgalanan sarı bir buğday tarlasının da aynı anlama geldiğini bilmemektedir. (Bunlar önceden zengin ve içerisinde çeşitlilik barındıran alanlarken daha sonra tıraşlanmış ve mono kültüre dönüştürülmüş yeşil alanlardır.)

*Kuzey Amerika`da yeşil alanlar diğer ekosistemlerden çok daha fazla yer kaplamaktadır ve hiçbir ekosistem bu büyüklükte bir kitlesel kıyıma maruz kalmamıştır.

Richard Manning, Grassland isimli kitabından

*Afrika`daki yeşil alanların tükenmesiyle ilgili diğer bir çözüm sığır otlakçılığından av hayvanı çiftliklerine geçiş şeklinde olabilir. Mesela antiloplar, sığırlardan farklı olarak yarı kurak alanlarda yetişmeye elverişlidirler. Hergün su kaynaklarına gitme ihtiyacı hissetmez, ve böylece toprakların daha az çiğnenmesini ve toprak sıkışmasının daha az gerçekleşmesini sağlarlar. Nitrojeni içinde tutması nedeniyle toprak için etkili bir gübre olan antilop gübresi, küçük ve kuru topaklar halindedir. İnek gübresi antilop gübresinin aksine büyük, düz ve ıslak olmakla beraber ısı veren ve nitrojeninin çoğunu (amonyak şeklinde) atmosfere bırakarak kaybeden bir yapıdadır... Kenya`da deneysel amaçla kurulmuş bir av hayvanı çiftliğinde otlaklar yeniden canlandığı görülürken, büyük bir ekonomik başarı da sağlanmıştır.

Paul R. Ehrlich, Anne H. Ehrilch, ve Gretchen C. Daily, The Stork& The Plow dergisi.

Temiz su, toprak konusunda olduğu gibi, geçtiğimiz 10 bin yıl boyunca sınırsız kaynak olarak görülmüştür. Bu nedenle bir ineğin ne kadar su içtiği önemsenmemiştir. Ancak birkaç yıl önce su uzmanlarının yaptığı hesaplamalar, yeryüzündeki mevcut temiz suyun yarısını insanların kullandığını, kalan yarısının ise bir milyondan fazla tür arasında paylaşıldığını ortaya koydu. Hayatta kalmak için türlerin çoğuna (tüm yiyeceklerimiz, soluduğumuz oksijen ve diğer hizmetleri dolayısıyla) bağımlı olduğumuz halde, su dağılımındaki durumun böyle olması bir çıkmaza işaret etmektedir.  Bunun yanında diğer canlıların tükettiği su miktarını tür bazında bölümlendirecek olursak, en çok su tüketen grubun eti için yetiştirdiğimiz hayvanlar olduğunu görürüz.

*ABD`deki standart beslenme şekline bakılırsa bir kişinin (et için beslenen hayvanların içtiği su, yemlerin üretilmesi için yetiştirilen ürünlerin sulanması, yıkanması, pişirilmesi vs. göz önünde bulundurulduğunda) günlük 4,200 galon (yaklaşık 16.000 litre) su tükettiği görülmektedir. Bitkisel bir beslenme şeklinde ise kişi, günlük 300 galon su tüketir.

Richard H. Schwards, Musevilik ve vejetaryenlik isimli kitabından.

*Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsü`nün raporu 840 milyon insansın yeteriz beslendiğine değinerek, az su kullanırken çok ürün üretme yollarının bulunması gerektiğini belirtmektedir. Rapora göre gelişmekte olan ülkelerde bir somun ekmek üretilmesi için 550 litre su yeterli iken, 100 gram et için 7000 litre su gerekiyor.

BM Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu, `Su-Damla Başına Daha Çok Beslenme†2004

*Her gün duşa girdiğinizi farz edelim... Ve duşunuz ortalama 7 dakika sürsün... Duş sırasında açtığınız suyun akış oranı dakikada 2 galon (yaklaşık 8 litre) olsun. Her gün bu oranla kullanırsanız, duş için yılda 5110 galon (yaklaşık 12.000 litre) su kullanmış olursunuz. Su Eğitim Merkezi`nin hesaplaması sonucunda her yarım kilo Kaliforniya etinin üretilmesi için yaklaşık 2464 galon su tüketildiği düşünülürse, sıra dışı bir şey fark edersiniz. Bugün Kaliforniya`da yarım kilo et yemezseniz 6 ay duş yapmayarak tasarruf edeceğiniz sudan daha fazla su tasarruf etmiş olursunuz.

John Robbins , Gıda Devrimi:Beslenme biçiminiz yaşamınızı ve dünyayı kurtarmanıza nasıl yardımcı olabilir

Atık imhası, su kaynaklarında olduğu gibi, pratikte sınırı yok gibi görünmektedir. Her zaman atıkları dökecek yeni bir yer bulunmaktaydı. Dökülen atıklar yüzyıllar boyu doğa tarafından ayrıştırılmakta yada ortadan yok etmekte idi. Bir ineğin ne kadar su içtiğini önemsemediğiniz gibi, dışkısının da ne kadar olduğunu önemsemiyordunuz. Ama bugün devasa üretme çiftliklerinden çıkan atıklar yerkürenin emilim kapasitesini aşmaktadır. Irmakların taşıdığı hayvan atıkları körfez ve koylarda aşırı derecede nitrojen birikmesine neden olarak  denizlerdeki hayatı öldürmektedir. (bakınız: Enviromental Intelligence, `Ocean Dead Zones are Multiplying, s.10) Mississippi ırmağından akarak Meksika Körfezini dolduran dışkı miktarını azaltmanın en kolay yolu ise, daha az et yemek ve böylece Iowa ve Missouri`deki hayvan sürülerin küçülmesini sağlamaktır.

*Binlerce domuz, tavuk yada ineği barındırabilen devasa hayvan çiftlikleri çok fazla atık üretmektedir. ABD`de bu `fabrika çiftlikler` insanlardan yaklaşık 130 kat daha fazla atık üretmektedir.

Doğal Kaynakları Koruma Konseyi

*ABD Çevre Koruma Ajansı`na göre çiftlik hayvanlarının atıkları 27 000 milden fazla ırmak suyunu kirletmiş, ve onlarca eyalette yerüstü sularına karışmıştır.

Doğal Kaynakları Koruma Konseyi

*Hayvan atıklarındaki besinler Meksika Körfezi`nde oksijeni tüketen alglerin çoğalmasına ve oksijen yetersizliği sonucu sudaki hayatın sona ererek körfezde `ölü alanlar†oluşmasına neden olmuştur. Söz konusu ölü alan 1999 yazından bu yana 7700 metrekare daha genişlemiştir.
 
Doğal Kaynakları Koruma Konseyi

Enerji Tüketimi, yakın zaman kadar çoğumuz için içindeki et ve sütten çok evimizdeki buzdolabıyla ilgili bir konu olmuştur. Ama satın aldığımız ürünlerin üretim sürecini analiz ettiğimizde görüyoruz ki bir biftek buzdolabımıza gelene kadar inanılmayacak kadar fazla enerji tüketilmektedir. Süreç sığırın beslenmesi için yem yetiştirilmesiyle başlar. Yem yetiştirilirken ağır petrol bazlı kimyasal girdiler kullanılmaktadır. Sığırı kesime götürmek ve eti marketlere taşımak için nakliye esnasında da petrol harcanmaktadır. Bugün dünyada üretilen etlerin büyük kısmı binlerce mil öteye taşınmaktadır. Ve daha sonra buzdolaplarına konulduktan sonra pişirilmektedir.

*ABD`de yemle beslenmiş bir sığırdan 1 pound (yaklaşık 400 gram) et elde edebilmek için yaklaşık 1 galon benzin kullanmak gerekmektedir. Bu enerjinin bir kısmı nakliye yada buzdolabında saklama şeklinde tüketilse de çoğunluğu bu modern sığırların beslenmesi için kullanılan yemlerin üretimi esnasında harcanmaktadır. Sonuç olarak 4 kişilik bir amerikan ailesinin yıllık ortalama et tüketimini karşılamak için 260 galon fosil yakıta ihtiyaç vardır.

Meat Equals War, Earth Save Humboldt`un web sitesinden, Kaliforniya

*1 kalori et üretmek için yaklaşık 28 kalori fosil yakıt enerjisine ihtiyaç vardır. 1 kalori bitkisel protein üretmek için ise 3.3 kalori fosil yakıt yeterlidir.

David Pimental, Cornell Üniversitesi

*İnsanoğlunun üretim şeklinin gıda üretiminden yem üretimine dönüşmesi, yeni bir canavarı temsil etmektedir. Bu, insanoğlunun diğer insanlara geçmişte yaptığı herhangi bir hatadan daha büyük ve daha uzun vadeli olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bugün ABD`de üretilen tahılın %70`inden fazlası çiftlik hayvanlarının, özellikle de sığırların beslenmesinde kullanılmaktadır.

Jeremy Rifkin, Los Angles Times, 27 Mayıs 2002

*Hayvanlar için tahıl yetiştirmek aşırı derecede gereksizdir ve doğal kaynakların aptalca kullanılmasıdır.

Vacval Smil, Manitoba Üniversitesi

Küresel Isınma, enerji tüketimine bağlı olarak artmaktadır. Temel enerji kaynakları karbon zengini yakıtlardır ve bunlar yakıldıkları zaman ortaya karbon dioksit veya dünyayı saran diğer zararlı gazlar çıkarmaktadırlar. Yukarıda da belirtildiği gibi, et üretimi ve nakliyesi bu yakıtların kullanımı arttıran süreçlerdir. Ancak bunun yanında çiftlikler hayvanların sindirimi sonucunda doğrudan bu gazları üretmektedirler. Sığırlar havaya küresel ısınmada etkin bir gaz olan metan gazından önemli ölçüde bırakmaktadır. Çevreci bir kuruluş olan Eart Save`e göre dünyada yaklaşık 1.3 milyar olan sığır nüfusunun bir an önce azaltılması gerekmektedir.

*Sera gazı etkisi yapan tarımsal gazların başında gelen metanın 1 tonu küresel ısınmaya katkısı bakımından 23 ton karbondioksite eşittir. Bir inek yılda yaklaşık 75 kilo metan üretmekte ve bu miktar 1.5 ton karbondioksite eşit olmaktadır. İnek tabii ki doğal bir reaksiyon göstermektedir. Ama insanlar tarımın da bir endüstri olduğunu unutmaktadırlar. Bitki örtüsünü yok eden, otlaklar kuran, stokları oluşturan biziz. Bunlar insan eylemidir; doğal değildir. Bu konuda da öyle başarılıyız ki, geçtiğimiz 250 yıl içinde atmosferdeki karbondioksit miktarı %30 artarken, metan yoğunluğu tam %150 arttı.

Pete Hodgson, Yeni Zelanda Enerji, Bilim ve Balıkçılık Bakanı.

*Çiftlik hayvanlarındaki metan emisyonu ile insanların beslenme şekilleri arasında güçlü bir bağlantı vardır... Et tüketimindeki artış yada azalışa bağlı olarak çiftlik hayvanlarının da sayısı ve dolayısıyla metan emisyonu artacak yada azaltacaktır. Kişi başına düşen emisyonun en fazla olduğu bölge ihraca yönelik yoğun sığır üretiminin yapıldığı (Brezilya ve Arjantin gibi) ülkelerin bulundu Latin Amerika`dır.

UNEP, İklim Değişikliği Birimi

*Güçlü bir sera gazı olan metan gazının yıllık üretiminin %16`sı mevcut çiftlik hayvanlarının geğirmesi sonucun meydana gelmektedir.

Brian Halweil ve Daniel Nierenberg, Dünya`nın durumu 2004-07-27

Küresel ısınma ile çatal ve bıçağınızla savaşın.

Elysa Hammond`un makalesi, sustainablebusiness.com

Tarlaların Gıda Üretkenliği nüfus artışının gerisinde kalıyor. Paul Ernich 30 yıl önce `yüzlerce milyon insan†açlıktan ölecek dediğinde şimdilik normalin üzerinde gibi görünen bir tahminde bulunmuştu (Sadece on milyonlarca insan açlıktan öldü). Yeşil devrim, gübre dökme ve toplu imha teknikleri bize mahsul başına artan kar ve zamandan tasarruf sağladı. Ekilebilir toprakların artması ve gübreleme yoluyla fayda sağlanması, nüfus artışına az çok ayak uydurmamızı sağladı. Küçük olsa da diğer bir kazanç genetik mühendisliğinden sağlandı. Ancak nüfus kontrolünde çok az yol alındı (hedeflere ulaşmak 50 yıl daha alacak) Açlığı sonlandırmak için geriye kalan tek alternatif et tüketimini azaltmak. Çünkü otlakların tarlaya dönüştürülmesi, üretilen gıda miktarını arttıracaktır. Bazı kimseler tarıma elverişsiz toprakların otlak olarak kullanılabileceğini öne sürse de, bugün ekilebilir toprakların büyük bölümü sığırların gezmesi için kullanılarak mahvedilmektedir.

*20,000 kilokalori mısırımız olduğunu farz edelim. Bununla (ABD`de üretilen tahılın %70`ine yaptığımız gibi) sığır besleyelim. Sığır, 20,000 kalori enerjiden 2000 kalori (sadece %10`u kadar) kullanılabilir enerji üretecektir. Bu günde 2000 kalori alarak beslenen
bir Amerikalının günlük ihtiyacının tamamı kadardır. Eğer insanlar 20,000 kaloriyi, sığırın içinden geçmeden, doğrudan mısırdan alsa, ekilen alan başına dünyada daha çok insanın gıda ihtiyacını karşılayabiliriz. Tam on katı kadar insan besleyemeyiz belki (çünkü insan vücudu mısırdan inek kadar verim alamaz) ama en azından bir kişi et yiyeceğine birden fazla insan doyacaktır!

Sonuç olarak beslenirken daha az et yer ve et yerine temel üreticiyi tercih edersek (mesela et yerine mısır), mevcut ekilen alanlarla daha çok insanı besleme şansımız olur. Aksi halde bugün olduğu gibi aynı sayıda insanı doyuracağız ve toprakların çoğunu düşük seviyeli üretimlerde kullanacağız.

Patricia Muir, Oregon Devlet Üniversitesi

*ABD`de yaklaşık 22 milyon hektar alan çiftlik hayvanları için saman üretiminde kullanılırken, yaklaşık 1,6 milyon hektar insanlar için sebze üretiminde kullanılıyor.

ABD Ticaret Bakanlığı, Tarım Sayımı

Bulaşıcı Hastalıklar kendiliklerinden etrafa yayılmamakta; hastalıklı fare ve böceklerin kanı, yada hastalıklı hayvanların eti yoluyla bulaşmaktadır. Küreselleşme sürecinde bu taşıma araçları devasa olarak artmış ve bunun sonucunda eskiden bir köy yada kasabada ortaya  çıkan ve o bölgede kendiliğinden yok olan hastalıklar şimdi dünyanın dört bir yanında kolayca dağılmaya başlamıştır. ABD`de 2004 yılında deli dana hastalığı olduğu ortaya çıkınca, aynı ineğin parçalarının yaklaşık 10 farklı eyalete dağıtılmış olduğu anlaşıldı. ...... Bir yandan antibiyotiklere karşı dayanıklılık dünya çapında artarken, diğer yandan hastalıkların yayılması engellenemiyor. .........

*ABD tarım bakanlığının bir raporuna göre kıyma haline getirilmiş Amerikan etlerinin %89`unda ölümcül koli basiline rastlanmıştır.

Reuters Haber Servisi

*Hayvan dışkılarında Salmonella, E Coli, Cryptosporiduma gibi hastalık yapıcı patojenlere ve insan atıklarındakinden 10-100 kat daha fazla yoğunlukta dışkı coliformlarına rastlanmıştır. Gübre yoluyla 40 tan fazla hastalık insana geçebildiği respit edilmiştir.
 
Doğal Kaynakları Koruma Konseyi

*Dünya sağlık örgütüne göre Kongo`nun Cuvette-ouest bölgesinde görülen 95 ebola vakasında 85`i hayatını kaybetti. Bölgedeki goriller ölmeye başlayınca durum anlaşıldı. İnsan ölümleri bölge insanlarının hastalıklı primatları yemelerinden (şempanze goril ve maymunlar gibi) kaynaklanıyordu... Hayvanlar yenmek üzere kesildiğinde insanlar hastalıklı kanla temas ediyorlardı. Ayrıca etini yiyerek de hastalığı kapmışlardı.

Ebola Outbreak Linked to Bushmeat, www.janegodall.net

*Afrikadaki şempanzelerin alttürlerinin HIV/AIDS salgınlarının ana kaynağı olduğuna ve avlana şempanzelerin avcılarca kesilmesi sonucu kan yoluyla SIV hastalığını (Simian immunodeficiency virus) yaydığına inanılıyor.

Jane Goodal, Harvard Universitesinde bir derste,2002

Yaşam tarzından kaynaklanan hastalıklar, özellikle kalp hastalıkları bir nesil önce `çevresel†bir hastalık olarak nitelendirilmiyordu. Ama bugün açık ve net olarak toplumda görülen hastalıkların büyük bölümü genetik yada doğadan kaynaklı olmaktansa çevresel olarak nitelendiriliyor. Buna ek olarak engellenebilen hastalıkların çoğunun kaynağı basit bir nedene dayanmaktansa, insanın çevre ile olan karmaşık ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin kalp hastalığı obezite ile bağlantılı olup, yoğun şeker ve yağ (özellikle hayvansal yağlar) tüketiminden ve araba kullanımının yoğun olduğu şehirlerde bireylerin hareketsiz kalmalarından kaynaklanmaktadır. Şehirlerdeki çevre sorunları, hava kirliliği, fosil yakıt tüketimi ve arazi kullanım politikalarının yetersizliği kalp hastalığına neden olan etkenler arasındadır.

*Gıda üretimindeki ironi, gelişmiş ülkelerde refah içinde yaşayan ve beslenen milyonlarca insan sığır eti ve diğer etlerden kaynaklanan zenginlik hastalıkları kalp krizi, felç, diabet ve kanser nedeniyle hayatını yitirirken, bir taraftan Üçüncü Dünya ülkelerindeki insanların kendilerine yetecek kadar besin üretebilecek toprağa ulaşamamasından kaynaklanan fakirlik nedeniyle hayatını kaybetmesidir.

Jeremy Rifkin, Los Angles Times

*Etin doymuş yağ oranının yüksek olduğunu kim söylüyor? Bu sadece diyet diktatörlerinin hayatımıza hükmetmek istediğinin bir diğer örneği.

Sam Abramson,Springfield Etleri, CEO

*Etin içinde olağanüstü miktarda bulunan doymuş yağ, Amerikan beslenme biçiminde tüketilen doymuş yağ miktarının büyük bir yüzdesini oluşturmaktadır.

Marion Nestle, Besin, Gıda Araştırmaları ve Kamu Sağlığı Bölüm Başkanı
New York Üniversitesi

*Kroner kalp hastalığından kaynaklı ölümler vejetaryenlerde daha az görülmekte ve vejetaryen diyetler kroner kalp hastalığının tedavisinde de etkili olmaktadır. Bilimsel verilere göre vejetaryen diyet ile kroner damar hastalığı, obezite, hipertansiyon, diyabet ve bazı kanser türleri arasında pozitif bir bağlantı var.

Amerikan Diyetetik Birliği

*Et yiyen bir insanın ömrü ortalama 63 yıldır. Neredeyse 85 olacağım ve her zaman olduğundan çok çalışıyorum. Çok uzun süre yaşadım ve artık ölmeye çalışıyorum; ama görünen o ki bunu başaramayacağım. Sadece bir biftek beni öldürebilir ama kendimi onu çiğnemeye zorlayamıyorum. Sonsuza kadar yaşamaktan korkuyorum. Vejetaryenliğin en kötü tarafı da bu.

George Bernard Shaw (1856-1950)

Biyoçeşitliliğin kaybolması ve canlıların neslinin tükenmesi: Temelinde ormanların yok edilmesi ve yeşil alanların otlaklara dönüştürülmesi, atıkların boşaltılmasıyla okyanuslarda ölü alanların oluşması ve goril, şempanze ve maymun gibi primatların etine olan talebin artması yatmaktadır. Dünya nüfusu arttıkça, fakir topluluklar et bulmak için vahşi yaşama yönelmekte ve sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak için avlanmamaktadırlar. Bu bölgelerde `az at yeyin†demek yeterli değil. Burada uzun vadeli çözüme, bu bölgelere giden yolların yapımını engellemek (böylelikle avcıların bölgeyi istilasının önüne geçmek) ve bu hayvanların avlanmasını yasaklayarak karaborsada satılmasına izin vermemekle ulaşılır. Bunun yanında dünyadaki sınırlı gıda üretiminin ve gelirin eşit biçimde dağıtılması da şarttır.

*Gerçek sorun son 10 senedir çoğunluğu Avrupalı olan şirketlerin Orta Afrika ormanların içine yollar açmasıyla ortaya çıktı. Avcılar bu yollardan kamyonlarda geçmeye başladılar... Fillerden gorillere, şempanzelerden maymun ve kuşlara kadar önlerine gelen her şeyi vurdular. Onları kamyonlara yükleyerek aç insanların faydalanamadığı ancak daha çok para kazandıran şehirlere götürdüler. Yüzyıllardır doğa ile uyum içinde yaşayan pigmeler ellerine tüfek verilerek avlanmaya ve karşılığında para almaya başladılar. Ve bu kesinlikle sürdürülebilir değildir.

Jane Goodol, Benefits Beyond Boundaries isimli film, BBC, 2003

*Hayvanlar gitti. Orman sessiz. Ve avcı kampı da bölgeden gidince, yerli halk için geriye ne kaldı? Hiçbir şey.

Jane Goodol, Benefits Beyond Boundaries

Daha çok bir fizikçi yada matematikçi olarak bilinen AlberT Einstein, bir seferinde ilgi duyduğu doğal hayat hakkında şunları söyledi: `Hiçbir şey vejetaryen bir diyet evrimi kadar insan sağlığına faydalı ve dünyadaki doğal yaşamın kurtarılma şansını arttırıcı etkiye sahip olamaz.†Einstein`ın sadece beslenmeden bahsetmediği ortada. Dikkat ederseniz kalp hastalığı dışında daha söylenecek çok şey varken, bu makalede etin beslenmedeki yeri üzerinde durmadık. Ayrıca vejetaryenliğin etiği yada hayvan haklarına da değinmedik. Amacımız bu faktörleri göz ardı etmek değil; et yemenin insanoğlu için yalnızca ekonomik ve ekolojik yönünü dile getirmektir. Etin de petrol kadar ömrü olduğunu ve bir gün biteceğini bilmek ve bu iki azalışın bağlantılı olduğunu anlamak için bir vicdana sahip olmanız gerekmiyor.
 

 

Hayrettin KARACA

 
Makale : GASP!
 

 

GASP !

Vicdanım bana diğer insanların söyleyeceklerinden daha fazla hitap ediyor.

Cicero

..........

Çook uzun süredir düşünüyorum bu fikri…tahmininizden bile daha çok !

Ama ahlaki boyutunu kafamda bir türlü oturtamıyorum. Nasıl bir rezilliğin , ahlaksızlığın ve vicdansızlığın içinde olduğumuzu ancak onların penceresinden bakınca anlayabiliyorum sanki..sonra da o acı dünyayı gördükçe utanıyorum  .

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz biz  ? Mağdur olan dostlarımız  ise kalkıp bunu söyleyemiyorlar. Çünkü duyguları olmasına rağmen dilleri  olmadığından ,  bizlere anlatamıyorlar. Karşımızda dilsizler ordusundan oluşmuş ama duyguları olan hisleri olan milyonlarca hayvancağız var.

Bugüne kadar yaptığımız düpedüz ise GASP !

Başka lamı cimi yok bunun. Hırsızlık değil , dolandırıcılık değil , hakaret falan hiç değil.

Tek kelimeyle gasp !

Biz nasıl oluyor da zavallı bir köpeğin ya da kedinin yavrularını ondan izinsiz alıp bir başkasına sahiplendirmek ya da satmak hakkını kendimizde buluyoruz ? Daha üç aylık bir bebeciği o dev gibi cüsseli vucudunuzla alın bakalım anasının koynundan .

Size ne diyebilir ki ?

Peki insanlar niye dana eti yerler de inek eti yemek istemezler ?

Ya da neden illa kuzu eti olsun diye tuttururlar. ?

Dikkatinizi çekerim kuzu da dana da daha yavrudur. Daha dünyadan haberi yoktur. Ama inek ya da koyun boyutuna geldiklerinde etleri sertleşir ve müşteri (!) tarafından tercih edilmezler. Onun için kasapların vitrinlerinde dana eti , kuzu eti yazar.

Lafın kısası yeni doğmuş bir yavru memeli her zaman , kaşarlanmış , bu dünyada daha fazla zaman geçirmişe tercih edilir. Tıpkı biz insanların genç körpeleri tercih ettiğimiz gibi. Ne kadar ahlaksız , ne kadar aşağılık yerleşmiş bir düzen bu böyle ?

Memeli hayvanlar hele inekler tıpkı insanlar gibi dokuz ay on gün hamilelik dönemi geçirirler. Kolay değildir bir canlıyı bir yıl boyunca karnında taşımak . Sonradan biri çıkar gelir ve o danacığı zorla anasından alır. Gasp eder. O yavru dana esasında daha süt aşamasındayken annesindir. Zavallıcık ses bile çıkaramaz yavrusunun elinden alınmasına.

Direnemez.

Gık bile diyemez.

Ya bir koyunun yanından alın bakalım şöyle laf olsun diye kuzucuğunu…Nasıl meler ? Nasıl içi gider. Bir şey yapamaz. Sadece sesiyle ortalığı birbirine katar. O tenezzül etmediğiniz koyun  büyük sürü içerisinde gelir bulur kendi yavrusunu. Ama biz insanoğlu acımadan alıveririz onu anasının kokusundan , yanından.

Var mı böyle bir vicdansızlık ? Kuzu ya ..kuzu ! daha üç aylık !

Filler sanırım iki yıl hamilelik yaşarlar. Geçen de izledim sirkte istedikleri hareketi yapsın diye anne fili doğurduğu yavrusundan ayırdılar. Sirkte istenilen hareketleri yapmıoyor diye cebirle , şiddetle yola gelmeyen fili , yavrusundan ayırdılar. Zalimliğin , kepazeliğin bu kadarı. Ne için ? iki ayak üzerinde kalksın da çemberden atlasın ve çocuklar el çırpsın diye. Zavallıcığı ayaklarından bağladılar ama bir yandan da daha yeni doğmuş yavrsunu da görebileceği ama ulaşamayacağı yere koydular.

Düpedüz “gasp” bu …bunun lamı cimi yok.

Zaten Türk Ceza Kanunda hırsızlığa verilen ceza gaspa verilen cezadan daha azdır. Çünkü gaspta hırsızlıktan farklı olarak cebir , şiddet vardır. Mağdura elinizdeki güçle boyun eğdirme vardır Ne yazıkki yasalar biz insanlar merkez alarak yapıldığı için , bu yazıda bahsetmiş olduğum düşünce sistemini olsa olsa maalesef  kedi ve köpek severlerden oluşan hayvanseverler değil belki ancak vejetaryanlar ya da gerçek hayvan hakkı savunucuları anlayabilir.

Yolda  giderken birisi gelip nasıl çantanızı sizin isteminiz dışında zorla kolunuzdan çekip aldığında sürüklenip arkasından bağırıyor ve yardım istiyorsanız ..ve acizliğinizden dolayı küfürler savurup o gasp yapan kişinin idamını bile isteyerek  lanetler okuyorsanız burada anlatmaya çalıştığım durum aynıdır....hiç farkı yoktur. Tek fark , farklı bir dünyada dönen olaylara gözlerimizin kapalı olması , gözlerimizi açmak istemeyişimizdir. .

Hırsızlık bile daha namuslu kalır bence bu ahlaksızlığın yanında.

İnsan olarak onlar karşısında dev gibi cüsselerimiz , dev gibi sopalarımız , zincirlerimiz tutsaklık şekillerimiz vardır  onlara karşı kullanabileceğimiz. Onlar bizlerden zaten hep işte bu yüzden korkuyorlar. Sadece bıçak korkusu değil , gerçekten onlara ait bir şeye zorla el koymamızdan

Ve biz bir anda keyfimize keder el koyuyoruz aslında bizim olmayan bir “cana”

Köpek yavruları ürettirip  sonra onları sahiplendirme adı altında satmak nedir ? Ya da sirklerde şaklabanlık yapsın diye anne  ayıyı ininde silahla vurup yavrusunu hile ile alıp talim ve terbiye ettirmek ?  Hangi hakla biz bir yavruyu anasından ayırabiliriz ?

Bir insan ne hissederse , özellikle memeli olanların hepsinin aynısını hissetiğini biliyorum. Tıpkı bir diş acısı , kulak ağrısı , karın ağrısı gibi. Onlarda da annelik duygusu olmadığını kim söyleyebilir. Sadece süt verirken mi annedir onlar sanki ?

Tek farkımız , biliyorsunuz onlar söyleyemezler , dile getiremezler... Anlatamazlar.  Neymiş “kuzu sote” olacakmış illa .

Yunus parende atmalıymış ki , yavrusunu görebilme hakkına sahip olsun diye. Yahu , onun hakkı o. İlla senin mülkiyetinde doğum yaptı diye ondan gelen soya sopa sen faturalı malmış gibi nasıl sahip olursun ? Maymunları , ayıları anavatanlarından ayırıp nasıl hayvanat bahçelerine tıkarsın. Nasıl kıyarsın bu masumiyete ? suçları öteki olarak doğmak mı ?

Yok kardeşim kabul etmiyorum ben bu düzeni !

Dünya düzeni böyle yerleşmiş ama isyan ediyorum ben buna. Belki 500 sene sonra anlaşılır bu dediklerimiz ama gerçek bir vicdansızlık ve ahkaksızlık örneği sergiliyoruz özellikle memeli hayvan dostlarımıza.

Mülkiyet esasından bir türlü onların da haklarının olduğu esasına geçemiyoruz.Sahiplerini korumayı onlara korumaya tercih ediyoruz sanki.

Kullanmış olduğumuz bu cebir ve tehditi onlar bize karşı kullansalar ve biz en sevdiklerimizden ayrılmak zorunda kalsak dünyayı nasıl zindan ederiz di mi onlara ? ama ya biz ? her gün bir yenisini bir yenisini daha yapmıyor muyuz ?

Onların dünyasında düpedüz gasp işlemiyor muyuz ?

Onun olana kendi kuralımıza göre canını hem de nasıl  acıtarak , psikolojik buhran geçirterek ,  onları ağlatarak , belki de yavrusunu gözü önünde keserek , o zavallılara el koymuyor muyuz ?

Gasp etmiyor muyuz onların o bilinmeyen dünyasında yaşanan merhameti ?

 

Av. Ahmet Kemal ŞENPOLAT

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı

03.11.2009 – www.haytap.org

 

 
» Hayvanseverle hayvan hakları savunucusu arasında nasıl bir fark var?
 

Yalçın Ergündoğan (Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu) 
Bu sayımızda şimdiye kadar hiç yer vermediğimiz bir konuya değinmek istedik:Hayvan Hakları. Tarihte ilk "Hayvanları Koruma Derneği"ni 1825`de İngilizler kuruyor. Daha sonra birçok ülkede kurulan dernek 1931 yılında bir araya gelerek 4 Ekim gününü "Hayvanları Koruma Günü" olarak kabul ediyor. Türkiye`de ise ilk dernek, 1955 tarihinde Ankara`da kuruluyor. 15 Ekim 1978`de ise Paris UNESCO evinde Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ilan ediliyor. On yıldır yapılan uluslararası hayvan hakları toplantısı ise bu yıl 21-24 Ağustos arasında Viyana`da gerçekleşecek.

Image

 Hayvanların insancıl muamele görmelerini sağlayan hayvan hakları tanımlamasına göre, hayvanların tıbbi ve kozmetik deneylerde kullanılması, derisi için öldürülmesi, eğlence için avlanması hak ihlali olarak tanımlanıyor. Eti için hayvan üretmek de kimi hayvan hakları savunucuları tarafından bir hayvan hakkı ihlali olarak nitelendiriliyor. Ergündoğan`ın başka bir söyleşisinde belirttiğine göre, o hayvanları beslemek için, o kadar çok tahıl tüketiliyor ki. Eğer hepimiz vejetaryen olsaydık dünyada açlık diye bir sorun olmayacağını söylüyorlar. Çünkü, eti için yetiştirilen hayvanlar, verilere göre üretilen mısır ve tahılların yüzde 70`ini tüketiyor. Dünyadaki hayvan sürüleri 8,7 milyar insanın kalori ihtiyacına denk miktarda tahıl tüketiyor. Tahmin edemeyeceğiniz kadar da su. Yani hayvanların özgürleşmesinin insanların özgürleşmesiyle diyalektik bir bütünlük taşıdığını hatırlatıyorlar.

Bu sayımızda söyleştiğimiz, yaşamının önemli bir bölümünü sol, sosyalist hareketler içinde geçiren Yalçın Ergündoğan aslında bir gazeteci. 2004 yılından bu yana Birgün Gazetesi`nde hazırladığı Dünya Yalnız Bizim Değil sayfasında hayvan hakları temelli haber ve yazılara yer veriyor. İstanbul Çevre Konseyi, "Türkiye medyasının en özgün tematik sayfası" olarak kabul edilen bu sayfanın kurucusu ve editörü Ergündoğan`a, ilişkin "en özgün, nitelikli yayın" ve "en iyi köşe yazısı" ödülü verdi. Ergündoğan aynı zamanda, www.sesonline.net adresli haber sitesinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. "Yaşam Savunusu" adını verdiği yeni kitabı Eylül ayında çıkacak.

 Image


YALÇIN ERGÜNDOĞAN: -`Hayvan sever` ile `hayvan hakları savunucularını` kalın çizgilerle ayırt eden en önemli nokta, hayvan hakları savunucularının tüm hayvan türlerinin ayrımsız hakları ve özgürlüklerini savunması. Bir hayvanın güzel olması, cana yakın olması, sevimliliği gibi ölçütler hayvan hakları savunucularının mücadelesinde belirleyici bir özellik değil. Hayvan hakları savunucuları, hayvanları yiyecek ya da giyim malzemesi, eğlence ya da deney aracı olarak kullanmanın yanlış olduğunu yüksek sesle savunur. "Sanayi tipi üretim" olarak adlandırılan ve en ağır işkence altında bulunan hayvan üreticiliğine karşı çıkar. Sevmek zorunda değilsinizdir. Ama haklarına saygı göstermek zorundasınızdır.